Modern Dünyada Ehl-i Sünnet Duruşu

e-Posta Yazdır PDF

20. yüzyıl kim ne derse desin bu toprakların insanı için bir kaht-ı rical; adam kıtlığı asrıdır. Maalesef; kendine ve özüne yabancı, milletin değerlerine nefretle bakan ve bu yaklaşımını her fırsatta göstermeyi marifet zannedenler baş tacı edilirken; milletin değerlerine sahip çıkanlar her zaman dışlanmışlardır.

 

 

Belli mihraklarca dışlanan ancak bu toprakların insanının Hocaların Hocası olarak bağrına bastığı değerlerden birisi de Ordinaryüs Profesör Ali Fuat BAŞGİL’dir. Biz bu yazımızda Ali Fuat Hocamızın biyografisinden çok O’nun bir takım özelliklerini zikretmeye çalışıp; kâmil münevver tipinin nasıl olması gerektiği üzerinde bir fikir jimnastiği yapmaya gayret edeceğiz. 1893 senesinde Samsun Çarşamba’da doğan  Ali Fuat BAŞGİL Birinci Dünya Savaşında Kafkasya’da savaştı. 1918’te Fransa’ya hukuk tahsiline giden Ali Fuat Başgil; Osmanlı’nın Tanzimattan itibaren Batı’ya tahsile gönderdiği ama milletin değerlerine yabancılaşmayan ender isimlerden birisidir. Milletin imkânları ile Avrupa’nın muhtelif memleketlerine tahsile giden gençler; bir süre sonra çeşitli locaların eline düşerek milletin değerlerine yabancılaşırken; Ali Fuat BAŞGİL Hoca halkına yabancılaşmayı bırakın her fırsatta milletinin değerlerini savunagelmiştir. Kimsenin dile getiremediği gerçekleri, en sıkıntılı devrelerde bile dile getirmekten çekinmez.

 

1940’lı yıllarda; Türkçe’de başlayan ve Arap Fars kökenli kelimeleri atıp yerine yeni kelimeler türetme işine kimseler ses çıkarmaya cesaret edemezken müstakil bir eserle yapılanın yanlışlığını hem akli hem de bilimsel olarak ispat eder. Türkçe Meselemiz isimli kitabında yapılanın yanlışlığını ispat eden şu paragraf size Hocanın fikri birikimini çok güzel ispat edecektir : “Bir memleketin milli dili o memleketin bilfiil yaşayan, yani konuşulan ve yazılan, gönüllere ve zekâya hitap eden dildir. Ve dilin milliyeti, kelime unsurlarında olmaktan çok, büyümesinde ve üslubunda, umumi ahenk ve edasındadır. Nitekim mimari bir eserin milliliği, mesela Süleymaniye camimizin Türklüğü, taşında tokacında değil, inşası tarzında ve terkibindedir. Süleymaniye Camiinin taşı, mermeri şuradan, buradan getirilmiştir diye bunları söküp atmak, o canım şaheseri tahrib etmektir. Tıptı bunun gibi, Türkçemizin bazı kelimeleri şuradan, buradan alınmıştır diye bunları dilden çıkarmak, bu milletin dilini yıkmaktır.” Milletin bin seneden beri kullandığı; Büyük Selçuklu ve Osmanlı gibi iki cihan imparatorluğunun lisanını öze dönme adına kesip biçenlerin yanlışlığını Hocamız ne kadar güzel ispat etmiştir.

 

Ali Fuat BAŞGİL Hoca; 1952 yılında Pakistan’da ve 1959 yılında Ürdün’de düzenlenen İslam Kongresine katılır. Tabii o yıllarda böyle bir iş büyük bir cesaret ister. Gerçi Hoca İslam Âlemi ile her zaman ilgilidir, 1937’de Hatay Suriye’den bağımsızlığını kazandığında Hatay Cumhuriyetinin Anayasasını hazırlar. Hocanın İslam Kongrelerine katılması; muhtelif mahfillerde gerici (!) damgası yemesine yol açar. Bedeli 27 Mayıs 1960’dan sonra ödenecektir. 27 Mayıs 1960 İhtilalinden sonra gericilik suçlaması ile üniversitedeki görevine son verilecektir. Gerçi yapılanın yanlışlığı anlaşılacaktır ama bu işi bir haysiyet meselesi telakki ettiğinden üniversitedeki kürsüsüne geri dönmeyecektir. Halkın yoğun teveccühü ve isteklerini kıramayan Ali Fuat BAŞGİL; 1961’de yapılan seçimlerde Samsun’dan bağımsız Cumhuriyet Senatosu üyesi seçildi. Seçimlerden sonra Anadolu’nun dört bir tarafından “Ali Fuat BAŞGİL Cumhurbaşkanı” sesleri yükselmeye başladı. O kadarki insanımız kimi illerde milletvekillerine Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ali Fuat BAŞGİL Hocadan başkasına oy vermeyeceklerine yemin ettirerek Ankara’ya gönderiyorlardı. Herkesin Cumhurbaşkanı gözüyle baktığı Ali Fuat Hoca; ölümle tehdit edilmesi yetmeyince Meclisin kapatılacağı tehdidi üzerine; Hoca milletin yeni acılar yaşamaması için hem adaylıktan vazgeçiyor hem de haysiyetin gereği olarak senatörlük görevinden de istifa ediyordu. Elbette bu tutumu yadırgayanlar olabilir ancak unutulmamalı ki 1961 yılında bu milletin bağrından çıkan başbakan ve iki bakanın idamının acısı yüreklerde çok tazeydi. Ali Fuat BAŞGİL’in hatıralarına bakanlar; O’nun bir halk adamı olduğunu açık ve net olarak anlatıyorlar. Ankara’da Mülkiyenin Müdürü iken öğrencilerin derse girmeme protestosu üzerine; öğrencilerin arasına girmekten çekinmemiş ve yaptığı bir konuşma ile olaylar yatıştırmıştır. (1) İnsanın havsalası almıyor değimli? Nerede şimdi öğrencileri ile görüşmekten fellik fellik kaçan anlı şanlı rektörler nerede Ali Fuat BAŞGİL. Bu milletin kalbine girmekkolay  değildir ama giren de bir daha çıkmaz.

 

Ve gelelim Hocanın pek az bilinen bir diğer yönüne. Ali Fuat BAŞGİL Hocamızın; belki de çok az kişinin bildiği bir yönüne. Tasavvuf Dergisinin 19ncu sayısında Araştırmacı Rıfat OKUDAN’ın makalesinde Ali Fuat Hoca ile ilgili bilgilere rastladığımda kelimenin tam anlamıyla çarpıldım. Dünya çapında büyük bir hukukçu, devlet adamının Kadiri Şeyhi olduğunu hem de mücaz – icazetli- bir şeyh efendi olduğunu hiç beklemediğiniz bir anda okusanız ne yaparsınız?

 

Ali Fuat BAŞGİL Hocamız; İstanbul Alayköşkü yakınındaki Aydınoğlu Tekkesinin son postnişini Ispartalı Gülyağcı Saatçi Hâfız Şeyh Bekir Necmeddîn Sıdkî Kâdirî Üveysî Enverî Efendinin dervişidir. Allah demenin yasak olduğu bir devrede Bekir Efendi Hazretlerine intisab eden Ali Fuat BAŞGİL Hocamız; üç günde üç zuhurat çıkarır ve hem şeyh efendinin hem de dervişanın iltifatlarına kavuşur. Kısa sürede de Ali Fuat BAŞGİL Hocamıza hilafet vererek icazet ile taltif eder. (2)

 

Ali Fuat BAŞGİL’i milletimiz için önemli kılan saiklerden birisi de Din ve Laiklik isimli eseridir. Ülkemizde seksen senedir çözülemeyen bu meseleyi derinden derine inceler. Belki de bu alanda bugüne kadar en ilmi en güzel tahlillerin yapıldığı yegâne eserdir dense yeridir. Ali Fuat Hocamızın 1954 yılında kaleme aldığı bu eserde çarpıcı ve akıl döndürücü tespitleri var ki her biri ayrı makaleye değer. Ancak bu yazıda ilahiyat çıkışlı aydınlarımıza ibret olacak bir tespiti üzerinde duralım. "İlahiyatçı, din felsefesi, dinler tarihi ve din sosyolojisi öğrenmiş bir uzman ya da filozoftur; fakat din adamı değildir. Yüksek diyanet uzmanı ise, her şeyden önce halis bir dindardır sonra da inandığı dinde yüksek ilim ve kemal sahibidir" (3) İlahiyatcı ile hocalar arasındaki farkı ortaya koyan Hocamız; bugün Ehl-i Sünnet noktasında İlahiyat Fakültelerinden yükselen muhtelif seslerinde menbaını bizlere gösteriyor. İlahiyat merkezli tasavvufa karşı, hadisleri ve tabii olarak Sünnet-i Seniyye’yi devre dışı bırakmayı amaçlayan zihniyetin temelinde eğitim sistemi yatmaktadır. O günün şartlarında Ehl-i Sünnet Âlimlerinin ilmiyle amil şahıslar olduğunu o kadar güzel ortaya koyuyor ve dünyada laik üniversitelerden din adamı çıkmayacağını yazıyor. Kitaptan yaptığımız alıntı bugün din alanında tükenmek bilmeyen tartışmalarında çok güzel bir şekilde izahını yapıyor. Abdestsiz Kurana dokunmaktan, namazların cem edilmesine, Hz. İsa’nın nüzulünü inkârdan Mehdi as’ın zuhurunu inkâr etmeye kadar varan; Ehl-i Sünnete taban tabana ters görüşlerin sebebi maalesef eğitim sistemidir.

 

17 Nisan 1967 yılında Kadıköy’de vefat eden Ali Fuat BAŞGİL bir gün sonra Kadıköy Osmanağa Camii’nde kılınan namazdan sonra Karacaahmet Mezarlığında sırlanıyor. Vasiyeti ise Ehl-i Sünnete ne kadar bağlı olduğunu ortaya koyuyor. Cenazesinde top arabası istemeyen – senatör olması hasebiyle tabii hakkı- Hocamız, gönderilecek çelenklerinde kanalizasyona atılmasını istiyor. Şehir bandosunun kovulmasını ve namaz kılmayacak olanların da cenazesine katılmasını istemeyen Ali Fuat BAŞGİL’in mezar taşını ise bir başka derviş Halveti – Şabani Dervişi Nurettin Topçu yazıyor: “Hüvelbâki. Kırk yıl Türk Milletine ilim ve irfan aşılayan, ilmi âsârından, şahsı ilminden, kalbi âlemden büyük, Anadolu’nun asil evlâdı Ali Fuat BAŞGİL burada Rabbi’nin eşiğine ulaştı; ruhû için Fatiha istiyor. Halveti – Şabani Dervişi Nurettin Topçu Kadiri Üveysi Enveri Mürşid-i Kâmili Ali Fuat BAŞGİL’in Ruhu İçin El Fatiha…

 

..........................................................

 

(1) Mülkiye Dergisi, 167 Sayı Mehmed ALDAN

(2)Tasavvuf Dergisi 19. Sayı, Rıfat OKUDAN

(3) Ali Fuat Başgil, Din ve Laiklik