Kalpleri Yakan Ateş Haset

e-Posta Yazdır PDF

 Yusuf’u karanlık kuyulara attıran, evlatların kokusuyla avunan babaların gözlerini hasret ve ümit ateşiyle kör eden, kör olası haset. İnsanları birbirine düşüren, nice yuvaları yıkan, ahreti unutturan haset…. Hasetçi hastadır; bilmez hastalığını da en yakınına kıymayı dahi göze alır; babaya kıyılır, evlada kıyılır, kardeşe kıyılır, nice gönüller kırılır haset kılıcıyla. Hasetçinin hırsıyla eş darılır dost darılır. Kim bilir insan darıldığından olsa gerek Yaradan da darılır hasetçiden. Kim hayırsız işlerle hayır elde edebilir. Kalplerin en derinine nüfus etmiş hastalıkla kim rahat ve huzurlu bir hayat sürebilir ki… 


Rıza kapısında boynu büyük, teslimiyet rahatlığı olmayınca, kalpte olan haset kemirdikçe kemirir insanın içini. Hasetçi, hastalıklı bir hayat sürerken kuyudan çıkartır hasete asla rızası olmayan Rabbi Yusuf’unu. Teslimiyetine ve sabrına ödül müdür Mısır’a melik etmesi bilinmez ancak hasetçiye cezaların en büyüğüdür haset. “Haset ettiğinde hasetçinin şerrinden Allah’a sığınmalı.” (bkz, felak,5) Zira hasetçinin gözü kör, gönlü kapalıdır; sadece üzülmez haset ettiği insanın sahip olduklarına, onların elinden gitmesi için de her yolu meşru görür. Ancak Yusuf’a Yusufluk yakıştığından kuyudaki teslimiyet zaafa uğramamalı melik makama ulaşınca dahi. Düşmanlarına “Hadi gidin serbestsiniz” diyecek kadar vefalı olmalı rabbine karşı insan. Kuyuya atan, kendisine ölümü reva gören hasetçi kardeşlerine değil kuyuyla dereceleri yükselten Rabin’e odaklanan Yusuf sanki şu mesajı veriyordu en ağır imtihanla denenenlere: “Ben, bana bu dereceyi lütfeden rabbime nankörlük edemem. Haset etmek, kin gütmekle, benim derecemi yükselten sabrım ve teslimiyetimden vazgeçemem. Yoksa öyle kuyulara atılırım ki çıkaran bir kervanda geçmez oralardan, köle diye alıp saraya teslim edecek bir efendi de… Kuyunun karanlığında kayıp olur giderim. Çektiklerim de yanıma kalır.


Hasedin verdiği zararı bir canavar, aslan, sırtlan ve kurt veremez insana. Gözü dönmüş hasta ruhlu insanlar, kurdu suçlu ilan ederek kardeşlerini parçalayanın kendileri olmadıklarını iddia etseler de kalplerini içten içe kemiren haset adında bir virüsün, ruhlarını bitirmeye başladığını en erken bir zamanda öğrenecekler mutlaka. Böylelerine kimse inanmaz da kurdun değil, kurttan da tehlikeli olan hasedin nelere sebep olacağını gösterirler kıyamete kadar bütün insanlığa.


Haset’e uydurulan kılıflar insanı iyi etmez. Karanlığın içerisinde plan yapanların hesabı güneşin doğuşuyla yerle yeksan olduğu gibi; geceyi gündüzün üstüne yorgan gibi örten Allah, düşmanların istediklerine kavuşabilecekleri anlamında değil imtihanda Yusuf’un tarafında olanları çıkarmak için bunu yapmıştır. Şeytanın yolunu takip edenler Yusuflara düşmanlık yaparak babalarının ve birilerinin sevgisini, çeşitli dünyevi menfaatleri kazanacaklarını düşünürler ve Allah’ın hesabını unuturlar da bütün sevenlerini kayıp ederler aslında.


 Hasetçi bilmeli ki bununla Allah’ın ne taktiri değişir ne de vermek istemediğiyle ilgili taksimatı. Kendisine nimet verilen insan şükrünü eda ederken hasetçi yaktığı ateşle yanıp kavrulmaya devam eder. Haset içten içe insanı kemirmekten başka işe yaramaz. Belki de hasetçiye dünyada ki cezadır bu. Düşman bilinip haset edilenler nimetle müşerref olurken hasetçi, hasediyle bir yönüyle imtihan olur. Kin, öfke, çekememezlik, bencillik gibi hastalıkların ağırlığından kalbi hafiflemiş olan insanlar başkalarının sevincine ortak olduklarında da üzülenle üzüldüklerinde de kalpte bir inşirah olur. Haset nedeniyle üzülmekten çok daha farklıdır bu. 


 Peygamberimiz buyuruyor ki:

 “Bir koyun ağılına giren iki aç kurdun koyunlara zararı, haset ve aşırı derecede mala düşkünlüğün Müslümanın dinine verdiği zarardan daha çok değildir. Gerçekten ateşin odunu yakıp yediği gibi hasette iyilikleri yer ve tüketir.” (Münziri,et-Terğip ve’t-Terhip,III,548)

Nice ahret müflisleri vardır ki hesap gününde amel defterlerini ellerine aldıklarında yaptığı hiçbir iyiliği bulamayacaklar, şaşırıp kalacaklardır. Sevaplarının, insanlara yaptıkları kötülük nedeniyle yok olduğunu öğrendiklerinde ise iş işten geçmiş olacak. Kazanmak kadar kazandığını muhafaza etmekte önemlidir. Çok amel eden değil, yeterince ancak manasına ve gayesine uygun, tam ihlas ve samimiyet içerisinde, kalp temizliğiyle yapılan ameller insanı kurtarır. Şeytan bilgisiz değildi, ameli de vardı ancak o ameli hasedi nedeniyle kendine fayda vermedi. Hasetle kalbini kirletmeyen nice insanların az amelleri onların cennetle müjdelenmesine vesile oldu. İşte bu cennetliklerden biri: Enes İbn-i Malik anlatıyor. Bir gün Peygamberimizle beraber oturuyorduk. Buyurdular ki:

“Şimdi cennetliklerden bir adam çıkagelecektir.”


Bir de baktık ki bir adam çıka geldi. Sakalından abdest suyu damlıyordu. Ayakkabılarını da sol eline almıştı. Ertesi gün Peygamberimiz(s.a.v.) bir önceki gün söylediği gibi söyledi. Yine aynı adam geldi. Üçüncü günü Peygamberimiz(s.a.v.) aynı sözü söyledi. O günde aynı adam çıkageldi. Peygamberimiz(s.av.) kakıp gidince Abdullah b. Amr o adamı izledi. Cennetlik bu adam nasıl ameller işliyor acaba, diye. Abdullah b. Amr bir yolunu bulup onunla kalmak istedi. Ancak onunla beraber kaldığı süresince fazladan bir amel yaptığını görmemiş lakin bununla beraberde hayırdan başka söz söylediğini de şahit olmamıştı. Üç günün sonunda Abdullah b. Amr Beraber kalmak isteğindeki niyeti adama anlatmış ve “büyük ameller işlediğinizi görmedim. Sizi Peygamberimizin müjdelediği mertebeye ulaştıran amel nedir acaba” diye sormuş.” Adam cevap vermiş:


“O senin gördüğün şeyden başkası değildir. Ancak ben, Müslümanlardan hiç kimseye kalbimden hile ve kin tutmam ve Allah’ın verdiği bir hayırdan dolayı hiç kimseye haset etmem.” bunun üzerine Abdullah. B. Amr:

“İşte seni bu dereceye eriştiren budur” dedi. (Ahmet b. Hambel)


Evet, haset rıza makamına yabancılaşan, teslimiyeti nefislerine ve ihtiraslarına kurban eden insanların işidir. İman sahibi bir insan ise Allahtan razı, Allah ta ondan razıdır. “Hasetle iman bir kimsede birleşmez” (Münziri, et-Teğrip ve’t-Terhip) buyuruyor Allah Resulü. İmanla mutmain olmuş, teslimiyetle yoğrulmuş bir kalbin başkalarına verilen nimet nedeniyle sarsılamayacağı, belki rahatlayacağı muhakkaktır. Kâmil bir mümin hikmetle işleyen bu düzenin içerisinde hiçbir şeyin anlamsız ve gayesiz, hiçbir taksimatın adaletin ölçülerinin dışında olmayacağına inancı tamdır. Öğle değil midir ki yük olarak sinede taşınan hasetle kadere itiraz aynı kefede ve podyumda boy gösterirler çoğu zaman. Yüzler ve maskeler farklı olsa da aynı telden ve sazdan çalarlar. Hem, haset Allah’ın uluhiyetine itiraz kadar katı ve imanı zedeleyici bir yıkıcılıkta; O’nun rıza olduğuna razı olamamak kadar ahmakça ve hoyratçadır. Her iş adedince çok, bir o kadar içten içe saklıdır haset. Hem çıkmışken nice makamlara alaşağı edercesine etkilidir. Uğrunda Ömrünü verirsin seve seve ibadetin ve itaatinle dikersin hayatının orta yerine imanın heykelini; ihlas, samimiyet, merhamet ve hoşgörüyle nakış nakış işlenmiş sancağını dalgalandırırsın. Bunu sevgiyle beslemesen ve diğerkâmlıkla süslemesen onun yerine yerleşen hasetle, düşmanlık ve çekememezlikle yerle yeksan edersin dinini.


Peygamberimiz bu hususta bizi uyarıyor:

“Size öncekilerin çekememe ve düşmanlık hastalığı bulaştı. İşte bu (hastalık) tıraş edip kazır. Saçları tıraş eder demiyorum. Fakat (insana kazandırdıklarını) kazıyıp yok eder. Canımı kudret elinde tutan Allaha yemin ederim ki, inanmadıkça cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de kâmil manada iman etmiş oflamasınız. Bunu size sağlayacak şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız. (Bir birinize selam veriniz)” (Müslim, iman, 22) 


Nice makamlara kavuşmuşken kibir ve bencillikle al aşağı edilen Şeytan, çırasını tutuşturdu bu hastalığın. İhtiraslarını eline alıp bir gayretle koşanlar oldu arkasından. Hasetçiler hep zararı verenler gibi görünseler de kayıp edenler yine kendileri oldu. Kimsenin yaptığı haset yanına kalmadı kalmayacak ta. “Kişi kazdığı kuyuya kendisi düşer” (Fatır, 43)Şeytan insana secde etmedi. Emreden rabbinin büyüklüğünü unuttu da insanın yaratılış hamurunu ileri sürdü, arkasındaki hikmeti anlayamadı. Kıyamete kadar hasetçilerin arkadaşı ve kötü yoldaşı oldu.


İlk işlenen günahtır haset. Hem öyle bir günah ki Habilleri katledecek kadar insanın gözünü kör eden. Yusufları kuyuya attıracak kadar sorumsuzca işlenen… Kinle başlayan, hasetle devam eden, bazen hasetle başlayıp kin ve öfke suretine saklanan bir günah. Kıskançlığın arkadaşı; çekememezliği insana çektiren bir günah. Gıybeti tetikleyen, yalanı besleyen, düşmanlığı körükleyen, nice cürümler işleten bir günah… Kardeşi kardeşe kırdıran bir günah, haset, kabillerle Habillerin ayrıştığı Yusufların ve Yusuf olmayanların birbirinden uzaklaştırıldığı bir imtihan. İman edenle etmeyenin imtihanı. Amel edenle etmeyenin, fakirle zenginin imtihanı. Yetimlerle yetim olmayanların imtihanı. 


 Şeytanla başlayan haset kabille devam etti. İnsan insanla imtihan olurken ya şeytanın uşağı olur kabillerin yolunu takip eder ya da kurbanı kabul edilen Habillerin veya melik olan Yusuf ların, ya da onun kardeşlerinin yolunu veya ateşe atıp yakacaklarını zanneden Nemrutların veya o ateşin sahibine teslim olup yanmayan İbrahimlerin yolunu takip edecek. Firavunların tanrılığına inanıp en az onun kadar firavunlaşan, sonunda helak olan ya da Musaların teslimiyetiyle denizlerin açtığı yolda selamete çıkan elçilerin Yolunu takip edecek. 


Ebu cehiller ve Ebu Lehepleri cehaletin öncüsü olmalarına iten sebep te yine hasettir. Peygambere itiraz ederken kibrin ve bencilliğin küfür kokan itirazları vardı hep sözlerinde. Yani “yetim bir genç bizi nasıl geçer, biz başımızı ona nasıl eğeriz” derken sirkatlerini yansıtıyorlardı. Kuran iki büyük memleketten (Mekke ve Tariften) variyetli zengin birisine indirilseydi ya ya da beşere mi tabi olalım yani, diye itiraz ediyorlardı. 


Allah büyüklenen nice insanları yerin dibine geçirmiştir. Hadsizler hadlerini bilememenin cezasını çekmişlerdir. Kendisine verilecek nimetler kadar verilmeyeceklerle de imtihanda olduğunu bilmeyenlerin bu bilgisizliğinin semeresi olan haset kalbin en ağır yükü olmakla kalmamış, bazen hidayete dahi mâni olmuş, isyanın ve küfrün yolunu açmıştır.


Yüce Allah buyuruyor ki:

 “Allah kullarına rızkı bol bol verseydi, yer yüzünde azarlardı. O, (rızkı) dilediği ölçüde indirir. Çünkü O, kullarının haberini alandır, onları görendir.” (Şura, 27)


Allah kulunu en iyi bilendir, ne faydasına neyin zararına olduğundan haberdardır. Bazen hayır gibi görünen nice şeyler, içerisinde şer taşır da bilemeyiz. Nice yokluklar vardır ki hayra çevirmek elimizdedir. Kimse kimsenin heybesinde ne var diye bakmak yerine kendi varlığı ve yokluğuyla ilgilense yokluğundaki hikmeti, varlığındaki şükrü bilse kazanacak. Haset edecekse de bunu, sahip olunan şeylerin başkalarının elinden alınması şeklinde değil de imrenmek şeklinde adını koyup yola devam etse yine kazanacak. 


Allah kulunu bu kadar seviyorken, ona şah damarından daha yakınken kendi uzaklığımızın kurbanı olup yaratana başkaldırmakta niye? İnsan kendini serbest bıraktığında Allah’ın taktiri karşısında, boğulmayacaktır bataklığın derinliklerinde. İnsanın sorumsuzluğudur insana yük olan. Taktir ve taksime itiraz ve müdahale edenler dalgalarda hep boğulup kayıp olanlar olmuşlardır. Niye ve nedenleri sorgulayanlarda şeytanın dostu Allah’ın düşmanı olmuşlardır. Sünnetüllahın işleyişi bizim irademiz dışındadır madem o zaman hayırlı olana meyletmek gerisini hakka bırakmak gerekmez mi. Kalpler hassastır, kıldan ince kılıçtan keskin noktaları vardır. Kabul ettiği edemeyeceği şeyleri vardır. Kaldırabileceği ve kaldıramayacağı yükleri söz konusudur. Haseti değil onu çağrıştıran, tetikleyen hiçbir şeyi oraya sokmamalı. Her attığında kalp, beslediğin hasedin, kinin, nefretin ve düşmanlığın dikenleri kanatıverir gönlü. Bu nedenle iman ile atan kalp sevmez bir türlü hasedi. Peygamberimize(s.a.v); “insanların en faziletlisi kimdir” diye sorduklarında Peygamberimiz(s.a.v.): 


“Her temiz kalpli ve doğru sözlü olandır.” buyurdular. “Kalbi temiz olmak nedir” diye sorduklarında ise Peygamberimiz(s.a.v.) şöyle buyurdu:


 “O, tertemiz, onda günah, baş kaldırma, aldatma ve haset olmayan kalptir.” (İbni Mace, Züht,24) buyurdular.

 

Son Söz:

 Madem haset denen bir yük var kalbimizde ki ağırlığıyla hayatımızı mahveden, ahretimizi heba eden. O zaman acilen gerekli tedbirleri alıp bir an önce bu illetten kurtulmanın yollarını araştırmalıyız. Hastalığa sebep olan mikropların ve sebeplerin ortadan kaldırılmasıyla işe koyulmalıyız. Aksi taktirde yüzeysel ve sebeplerden kopuk bir tedavi yöntemi etkili olmayacak, hastalık farklı yerde ve zamanda tekrar ortaya çıkacaktır. Her hastalığın bir panzehiri vardır, hasedin panzehiri ise şükür ve kanaattir. Tevekkül ve teslimiyettir. İnsan kendinden üstlere değil, daha aşağılara bakmalı. Yokluğunu şükürle hayra çevirmesini bilmeli. Kazandıklarını hasedin ateşine teslim etmemeli. Müslüman, kalbini bir kale gibi korumalı, her şeyi rabbinden bilmeli ve onun taktirine razı olmalı isteyeceğini yalnız ondan istemeli. İsterken hayırlı olanı istemeli. Belki saadeti ve huzuru başkalarının sahip oldukları nimetlerin ellerinden gitmesi üzerine değil, nimete kavuşmaları üzerine kurgulamalı. Sevinenle sevinmeli, üzülenle üzülmeli. En takva olanı da başkalarını nefsimize tercih etmeli.


Selam ve dua ile…