İslam’ın Kadına Verdiği Değer

e-Posta Yazdır PDF

Dünya yaratılalı kadınla ilgili ne kadar çok söz söylenmiş ve yorumlar yapılmıştır. Bazen insan, diye muhatap bile alınmamış bazen de güya, ona haklar tanınmış. Ancak hiçbir beşeri sistem, düzen ve kanun İslamiyet’in kadına müspet bakışının zerresine dahi ulaşamamıştır. Bugün beşeri sistemlerin borazanlığını yapanlar İslam’a kadın üzerinden saldırmayı meziyet ve maharet sanıyorlar. Güya bundan nemalanacak ve kendi düşüncelerinin doğru olduğunu ispat edecekler... Bütün bu gayretler beyhude ve boşunadır. Zira her şeyi yoktan var eden Allah, kimi ne şekilde ve hangi özellik ve kabiliyette yaratacağının kararını verecek tek mercidir. Kimse O’na ona hesap soramaz, emirlerini sorgulayamaz. Merhameti sonsuz olan, her şeyi hikmet üzere yaratan Allah, insanın ne ile huzur bulacağını ezeli ilmiyle bilmiş ve buna göre sorumluluklar yüklemiştir. Gecenin karanlığına şahit olamayan aydınlığı sıradan bir gün zanneder. Güneşe gözlerini kapatanlar karanlık dünyalarında hayallerle fikir ve düşünce üretirler. Kendi yaratılış hikmetlerini çözmekten aciz olan asrın yobazları kadın ve erkeğe rol biçemezler.

İslam’ın kadına verdiği değeri anlamak için İslam’dan önceki toplumları ve cahiliye dönemini hatta ve hatta günümüz modern cahillerinin kadına bakışlarını, kadınla ilgili hürriyet ve eşitlik anlayışlarını çok iyi bilmemiz gerekir. Hürriyet ve eşitlik diye bizlere altın tepside sunulan, hak denilen şey nedir acaba? Bununla kadın gerçekten özgürlüğüne mi kavuşuyor, yoksa iffet ve hayâsını zarafet ve letafetini, kıymet ve değerini daha mı çok kayıp ediyor?


Eski toplumlarda kadına bakış adeta içler acısı bir durumdaydı. Öyle ki kadın horlanır itilip kakılır, insan yerine konmazdı; insanlığı bile tartışılır durumdaydı. “Evcil hayvandır kadın” diyerek güya kadına birazcık olsun değer verdiğini düşünen toplumlar bile vardı. Bir eşya gibi alınıp satılan kadın, adeta erkeğin zevklerini tatmin edecek kadar değerli, hizmet görebildiği oranda kıymetliydi. Biri başkasının kızını öldürse yerine kendi kızını teslim ederdi. İsim dahi verilme gereği duyulmayan kadın numaralarla anılır ve öyle hitap edilirdi. Örneğin Çin’de kadın eşinin malı ve kölesi olarak görüldüğünden eşi öldüğünde kadında yakılırdı. Kadının öldürülmesinin suç olmadığı toplumlar vardı. Vatandaş statüsüne bile sahip olmayan kadınlar şeytani bir varlık olarak görülür, bütün suçların müsebbibi olarak algılanırdı. Bir kadın olan annelerine bile saygıları kalmamış Yahudiler hala erkek oldukları için şükretme gereği duyuyor bunu dini bir vecibe olarak telakki ediyorlar.


Cahiliye dönemi dediğimiz ismiyle müsemma olan; İslamiyet’in gelmesine yakın o dönem de kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu. Kızı olan baba bundan utanıyor, topluma çıkamıyor ve başını yere eğerek geziyordu. Bu içler acısı durumu yüce Allah bir ayetinde şöyle anlatıyor:


“Birine kız doğduğuna dair haber gelse öfkelenir, çehresi bozulurdu. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!” (Nahl 58-59)


 Yine bu dönemde Kadınlar köle gibi alınıp satılıyordu. Güçlü olanın haklı olduğu bir dönemin karanlığında yapılan bu haksızlıklara kimse dur diyemiyor ve hakkını arama cesaretini bile kendinde bulamıyordu. Ancak ne zamanki İslam bir güneş gibi doğdu, Allah’ın merhameti Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in risaletiyle tecelli etti, her şey değişti. Toprak altına gömülecek kadar kıymetsiz olan kız çocukları İslam’la cennete girmek için fırsat olarak müminlerin önüne kondu. Peygamber(s.a.v.)’imiz buyuruyor ki:


“Her kim üç kız çocuğunu veya kız kardeşlerini himaye edip büyütür, güzelce terbiye eder, evlendirir ve onlara lûtuf ve iyiliklerini devam ettirirse, o kimse cennetliktir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 120-121)


 Bugünün kız çocukları yarının anaları ve gelecek nesillerin mimarlarıdır. İslam, kadına kız çocuğu olarak farklı bir değer atfettiği gibi eş olarak ta, hakları hususunda erkeklere sıkı sıkıya tembihlerde bulunmuştur. İslam ona ana gözüyle bakarken çok daha farklı misyon yüklemiş ve en yüksek dereceler bahşetmiştir. Çünkü kadın ana olarak sığınılan liman, barınılan yerdir. Ana, mekteptir. Ana öğretmendir. Bu nedenle o yuva yapandır. O, Allah’a kul yetiştiren, vatana hayırlı insan olarak büyütendir evladını. Bir evladın ayağına dikken batsa “ana” der. Ağlarken “ana” diye ağlar, “baba” diye yardım ister. “ana gibi yar olmaz” boşuna denmemişler. Onu vatana ad koymuşlar da “anavatan” demişler. O ağladı mı gönülden ağlar, onun duası da makbuldür bedduası da… Bütün bunlar gösteriyor ki anaya yüz ekşitmek olmaz, onu üzmek Allah’ı üzmektir, ona itaat etmek Allah’ın emridir yüce Allah bu nedenle evlatları uyarıyor: 

“Ana-babanıza öf bile demeyin.”(İsra, 17/28) 


Peygamberimiz(s.a.v)’de

“Cennet (Saliha)anaların ayakları altındadır,” (Suyûtî, el-Camiü’s-sağir, 3642) buyurarak adeta cennetin yolunu gösteriyor.


Öyle ya! Evladı için her fedakarlığı yapmaktan çekinmeyen; yemeyip yediren, içmeyip içiren, evladı için canını dahi hiçe sayan, gece uykusundan fedakarlık eden, karşılıksız seven ve veren annedir. Böyle vefakâr ve fedakâr anne ve babayı “öf” kelimesiyle dahi kırmaya Allahın rızalığı yoktur. Cennete girmek, cihat etmiş kadar sevap kazanmak isteyen evlat, anne ve babalarına hizmette kusur etmemeli ve onları kırmamalılar. Anne öyle mübarek bir varlıktır ki cennete dahi onun rıza kapısından girilmektedir. 


İslamla gerçek değerine kavuşan, hayatın vazgeçilmez bir parçası haline gelen kadın huzur ve saadetin inşasında, nice başarıların yakalanmasında hep önde olmuştur. Kadının Allah katındaki değerinden ve onun haklarından bahseden birçok ayet ve hadis var. Tarihte iz bırakan, adeta topluma ilham kaynağı olan nice kadınlar geldi geçti. İslam’ı referans kabul eden, üstünlüklerini takva ve Allah’a itaatleri ve teslimiyetleriyle gösteren, iman ve cesaretiyle Hz Asiye, iffet ve sabrıyla Hz Meryem, sadakatiyle Hz Hacer, Peygamber’e ilk iman eden, malıyla ve servetiyle teslimiyet ve bağlılığıyla hak uğruna her şeyini feda eden Peygamberimizin eşi Hz Hatice; ilk kadın şehit olma şerefine kavuşan Hz Sümeyye sadece birkaç örnektir bunlara. İşte İslam kadına verdiği değerle onu engellemek yerine, içtimai ve sosyal hayata dair hep önünü açmış, ufkunu genişletmiştir. Çünkü İslam kadını sadece cinsel bir obje olarak görmemiştir. Kadındaki merhamet, şefkat terbiye etme kabiliyet ve donanımı onu ailede olmazsa olmaz bir değer haline getirmiştir. Evi dişi kuş yapar, demişler erkek kazanan idare edendir, kadın koruyup kollayandır; hem namusunu hem malını korur. İzzetini yitirmiş kadının mensup olduğu aile dağılmaya huzursuz olmaya gebedir. Böyle bir annenin yetiştirdiği evlattan kimseye hayır gelmez. Şunu da unutmamak gerek: Hangi asırda olursanız olun nerede köhne bir zihniyet varsa, nerede bir haksızlık ve hukuksuzluk söz konusuysa orada câhiliyeden kalıntılar mutlaka vardır.


Yüce Allah, kadın olsun erkek olsun herkesi istisnasız muhatap almıştır. Buyuruyor ki bir ayeti kerimesinde:


“Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, tâate devam eden erkekler ve tâate devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru hanımlar, sabreden erkekler ve sabreden hanımlar, mütevâzı erkekler ve mütevâzı hanımlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren hanımlar…”(Ahzap,35)


Başka bir ayeti kerimede:

“Erkek ve kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, ona mutlaka güzel bir hayat yaşatırız ve mükafatlarını yaptıklarının en güzeliyle veririz…”(Nahl,97) buyuruluyor.


 Üstünlüğün cinsiyette güç ve kuvvette değil takvada olduğunu yüce Allah şöyle ifade etmiştir “(İçinizde en keremliniz) Allah yanında en üstününüz, takvâ sahibidir.” (Hucurât, 13)


İslamda Kadının görev ve sorumlulukları olduğu gibi erkeğinde görev ve sorumlulukları vardır. 


Peygamberimiz(s.a.v.) buyuruyor ki: 

“Biliniz ki, sizin hanımlarınız üzerinde hakkınız olduğu gibi, hanımlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır” (Tirmizi, Rada,11)


 Bir Sahâbî:

 “Yâ Rasûlâllah! Kadınlarımızın bizim üzerimizdeki hakkı nedir?” diye sorduğunda, Efendimiz (s.a.v.)şöyle buyurmuştur:

“Yediğiniz ölçüde yedirmek, giydiğiniz seviyede giydirmek, (yaptıkları hatâlar karşısında onların haysiyetini rencide etmemek için) yüzlerine vurmamak, yaptıkları işin ve kendilerinin (sîmâ ve edep bakımından) çirkin olduğunu söylememek…” (Ebû Dâvûd)


 İbni Ömer(r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.)şöyle buyurmuştur:

 “Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idâre ettiklerinizden sorumlusunuz.” (Buhârî, Cum`a 11, Müslim, İmâre 20.)


Daha nazik, hassas ve duygusal yaratılan kadının göreviyle fiziksel olarak güçlü koruma kollama kabiliyeti daha yüksek olan erkeğin görevleri elbette ki aynı olamaz. Bu şekildeki bir eşitlik Allah’ın adaletine zıttır. Allah adili mutlaktır, kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemez. Bu bağlamda “kadın erkeğe eşittir” demek her iki cinse de zulümdür. Elma armuttan üstündür demek nasıl uygun değilse kadının ve erkeğin yaratılışlarının farklı olması da birini ötekinden üstün kılmaz. Ancak hayat maratonunda bedenen güçsüz ve zayıf bir insanla güçlü ve kuvvetli bir insanın yarış yaptırılması da adil olmaz. Zengin sayılan bir insana zekât vermeyi emreden Allah, fakir insandan bunu istememiştir. Bu şekilde bir muhatap alınma sadece sorumluluk açısından bir anlam ifade eder. Yoksa fakir Allah katında daha değersiz ve kıymetsizdir anlamında değildir. Belki fakirin sabrı ve şükrü zenginin şımarıklığından, sahip olduğu malın kıymetini ve şükrünü bilememesinden hiç şüphesiz çok daha kıymetlidir. Erkeğin aile içerisindeki sorumluluğunun fazla olması onun kadından üstün olduğu anlamına gelmez. Kadının eşine itaati emreden ayet erkeğe karşı bir vefa, onun görevini yerine getirebilme hususunda bir teselli ve yardım kadın içinde mükâfat kazanmaya vesile bir davranış olarak algılamalı. Yüce Allah buyuruyor ki:

“Allah Teâlâ’nın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması ve bunların ötekilere mallarından harcama yapması sebebiyle, erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için iyi kadınlar itâatkârdır. Allah’ın kendilerini korumasına karşılık onlar da kocalarının haklarına saygı gösterirler ve namuslarını korurlar.” (Nisâ sûresi, 34)


 Kadın ve erkek elmanın iki yarısıdır. Birbirlerini tamamlarlar biri öteki olmadan eksiktir. Peygamber efendimiz kadın ve erkeği “bir bütünün bir birlerini tamamlayan iki yarısı” diye anlatmıştır. Bu nedenle eşlerimiz dünya hayatının yükünü beraber taşıdığımız, gamda kederde iyi günde, kötü günde, varlıkta ve yoklukta yanımızda olan hayat arkadaşlarımızdır. Sevgi ve güvenle birbirlerine bağlanan, birbirlerini koruyup kollayan eşler toplumun inşasında en önemli röl oynarlar. 

Her şeyi erkek ve dişiden yaratan(Hucurat,13 bknz) yüce Allah, insanı da erkek ve dişiden yaratmıştır. Ta ki düşünüp ibret alsınlar, bununla huzur ve saadeti yakalasınlar. Yüce bu hususta buyuruyor ki: “kendileri ile dostluk ve yakınlık kurmanız için kendi cinsinizden eşler(hanımlar) yarattı aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi onun varlığının delillerindedir.” (Rum,21) 


Ailede fertler görevlerini yerine getirirken karşılıklı anlayış, saygı ve sevgi çerçevesinde hareket etmeleri gerekiyor. Eşler birbirlerinin hatalarını ifşa ederek, kusurlarını ön plana çıkarıp onu eşini ezme aracı olarak kullanırsa o ailede huzur olmaz. Burada özellikle erkeğe büyük görevler düşmektedir, çünkü ailenin disiplininden ve idaresinden birinci derecede sorumludur erkek. Bu bağlamda erkek hanımının her kusuru nedeniyle onu cezalandırmak ve ipleri hemen koparmak yerine ona şans tanımalı. Ona kin gütmemeli. Olumsuz tarafları var diye iyi taraflarını göz ardı etmemeli. Bunun yıkımı ağır, vebali daha büyük olur Hani derler ya, sevmemek için bahaneler bulmak yerine sevmek için sebepler aramalı. Her insan hata yapar, hata kadın olsun erkek olsun herkes içindir. İnsanın başarısı, idare anlayışındaki yapıcı ve iyi niyet çerçevesindeki davranışları neticesinde belli olur. Bu hususta peygamberimiz bizim için en büyük örnektir, onun takip eden sahabeler bizler için iyi bir modeldir. 


Ebû Hüreyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:


“Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.” (Müslim, Radâ` 61)

Rivayet edildiğine göre: 

Hz Ömer’in hilafeti zamanında bir adam hanımının huysuzluğu nedeniyle Hz Ömer’e şikâyete gider. Kapıya yaklaşır içerden ses geldiğini duyunca kulak kabartır. Hanımı koskocaman müminlerin Emiri Hz Ömer’e söz saymakta, ona bağırıp çağırmaktadır. Heybetine gücü ve kuvvetine rağmen Hz. Ömer hiç karşılık vermemektedir. Bunu duyan adam Hz. Ömer bile kendi hanımına söz geçirememişken bana nasıl çare olabilir der geri döner. Tam bu sırada Hz Ömer dışarı çıkar. Adamın arkasından:

“- Hayrola, derdin neydi?” diye seslenir. Adam da der ki:


“- Ey mü’minlerin emiri! Karımın kötü huylarını ve bana olan saygısızlığını şikâyet etmek üzere gelmiştim. Senin karının da sana karşı olmadık sözler söylediğini duyunca vazgeçip geri döndüm ve kendi kendime: Mü’minlerin emiri karısıyla böyle olunca, benim derdime nasıl devâ bulacak?” dedim.


O zaman Hz. Ömer adama şunları söyledi:

“Kardeşim, karımın benim üzerimdeki hakları sebebiyle ona katlanmaya çalışıyorum. Zira o benim hem aşcım, hem fırıncım, hem çamaşırcım, hem de çocuklarımın süt annesidir. Halbuki o bütün bunları yapmak zorunda değildir. Üstelik gönlümün harama meyletmesine engel olan da odur. Bu sebeple onun yaptıklarına katlanıyorum.” Bu sözleri duyan adam:


“Ey mü’minlerin emiri! Benim karım da aynen öyle”, dedi.


Bunun üzerine Hz. Ömer, adamı:

“Haydi kardeşim, karına katlanmaya bak! Hayat dediğin göz açıp kapayana kadar geçiyor!” diye teselli etti (Zehebî, el-Kebâir, s. 179).


Kadın yaratılış olarak çok nazenin ve hassastır, bir kavanoz gibidir, hemen kırılabilir. Duygusaldır hemen darılabilir. Kırılınca da kolay kolay tamir edilmez. Bu nedenle erkek kendisine emanet olan eşine karşı görevlerini yerine getirme hususunda çok dikkatli olması gerektiği gibi sözüyle ve davranışıyla da onu incitmemek için azami ölçüde hassas davranmalı. Emanete riayet etmek imanın gereğidir her şeyden önce.


Yüce Allah En hayırlı insan olmak için kadınlara karşı iyi davranmak gerektiğini emir buyurmakta. 

“…Kadınlarla iyi geçinin (onlara güzel davranın)!..” (en-Nisâ, 19)


Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Mü’minlerin îman bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olanıdır. Sizin hayırlı olanınız, kadınlarına karşı hayırlı olanlardır.” (Tirmizî, Radâ’, 11)


Başka bir hadisi şerifinde de şöyle buyuruyor:

“Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum; vasiyyetimi tutunuz. Zira kadın kısmı kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri yeri üst tarafıdır. Eğri kemiği doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi hâline bırakırsan, yine eğri kalır. Öyleyse kadınlar hakkındaki tavsiyemi tutunuz.” (Buhârî, İbni Mâce, Nikâh 3)


Son söz olarak 

İslam’ın kadına verdiği bu kadar kıymetin yanında acaba günümüz toplumları sözüm ona, bu kadar eşitliğin ve hürriyetin konuşulduğu asrımızda niye huzurlu değil? Niye hala aradığını bulamıyor. Kısaca ifade etmemiz gerekirse; huzursuzluğun asıl sebebi fıtratların sınırlarının aşınmasından kaynaklanmaktır. Erkeği kadına kadını erkeğe benzetme çabaları insanların fıtratlarına doğrudan müdahale anlamı taşıdığından ne kadının sınırsız özgürlüğü ona huzur veriyor ne de erkeğin kadına tanıdığı toleranstan fayda ve semere elde ediliyor. Ailede kim kime tabi, kim kime emanet belli değil böyle bir anlayışta. Huzuru ailede yakalayamayan eşler evde bulamadıkları sevgi ve saygıyı, ilgi ve alakayı sokaklarda arama yoluna koyuluyor. Eşine beğenilmek için yerinden dahi kımıldamayan kadın özgürlük ve eşitlik süslemeleri ile başkalarına iyi görünmek için birçok yolu denemekte mahsur bile görmüyor. Baba evladıyla ilişkilerinde mesafeyi koruyamıyor. Evlat hür olduğunu, istediğini yapabilecek yaşta olduğunu ifade ederek başkaldırıyor, evini terk eden çocuklar nice kötü niyetli insanların ve arkadaşların tuzağına düşüyor. Yani aile disiplini eşitlik ve hürriyet anlayışına kurban edildiğinden yuvalar parçalanıyor.


Bir topumu yıkmak o toplumun inşasında çok önemli rolü olan kadını asliyetinden uzaklaştırmakla mümkündür. Bunu bilen batının emperyalist zihniyeti, bizi biz eden manevi değerlerimizle oynadı. Yani kadını izzet ve haysiyetinden uzaklaştıracak, iffet ve hayâsını zedeleyecek hamlelere girişti. Bunu yaparken kulağa hoş gelen “eşitlik” ve “hürriyet” kavramayı da ihmal etmedi. 


Cahiliye toplumundaki kadın erkeklerin cinsel ihtiyaçlarını gideren bir köleydi; ev işlerini yapan erkeye hizmette kusur etmeyen bir köle… Bunun ötesinde insan olarak hiçbir hakları yoktu. Bugün belki adına köle denmiyor “kadın” deniyor, belki daha nazik bir ifadeyle; hanım efendi diye hitap ediliyor, önden buyur, deniliyor. Ancak bakıyorsunuz ki çarşıda pazarda mağazada alışveriş merkezlerinde hep kadın ön planda. Ürünlerin reklamları kadınlarla yapılıyor, onların cinsellikleri kullanılıyor. Erkek yapsa olmaz mı? Olmaz, çünkü kadının çekiciliği var onu izleyen daha fazla o ürüne rağbet edecek anlayışı var. Bir kısım kadınlar oje sürmeyi cilalanıp, allanıp pullanmayı her şeyden daha öncelikli ihtiyaç görürken örtünenleri, tesettürle gezenleri gerici ve yobaz diye nitelendiriyor. Maalesef Öyle sınırsız bir özgürlük anlayışı hâkim ki günümüzde bu özgürlük saygı ve sevgiyi iffet ve hayâyı yerle yeksan etmiş durumda. Zina serbestliğini savunanlardan tutun, burada ifade edemeyeceğim nice melanetleri işlemek için yürüyüş düzenleyenlere kadar… Baba ve annesiyle sevgilisini tanıştırıyor kız ve erkek evlat. Erkek arkadaşının evinde sabahladığında “bir daha gideceğin zaman haber ver merak ediyoruz kızım” diye tembihte bulunan babalara ne demeli… Çok eşliliğe kaşı çıkanlar haftada bir kadın evine getirirken utanmıyor. Ayrıca hiçbir gün olmasın ki kadın cinayeti haberleri duymamış olalım, tecavüz edilen küçük küçük kız çocuklarını duyduğumuzda, annesini öldürüp parçalara ayırıp poşetlerle çöpe atan evlatların varlığından haberdar olduğumuzda insanlığımızdan utanıyoruz. Bir zamanlar bu memlekette özgürlük ve çağdaşlık adı altında üniversite kapılarının önünde tesettürlü insanların zorla başını açmaya çalışanlar vardı. Bu zihniyet, bir kızın kendi isteği ile örtünmesini özgürlüğün kısıtlanması olarak görürken zorla onun tesettürünü açmayı görev olarak addediyor. Ayrıca homoseksüellerin cinsel özgürlük diye yaptıkları yürüyüşü şak şaklayarak izleyenlerde yok değil. Oğlan çocuğu doğurmadı diye eşini boşayan erkeklerin varlığına da şahit olmuyor muyuz? 


 Aile yapısı adeta yıkıldı yıkılacak. Evde ekran başında ana ve kızın beraberce izlediği aşk filmleri, kadının haysiyetini rencide edici programlar adeta toplumumuzun vicdanını zedelemekte, ahlaki erozyonun ulaştığı durumu gözler önüne sermektedir. Erkek kadına biraz sesini yükseltse kadın soluğu mahkemede alıyor. Evlatlar ana babaya arkadaş gibi lau balli hareketlerle hitap ediyor. Baba ve annelerinin sözünü dikkate almıyor, onları kıt akıllı olarak görüyor. Şimdi söyleyin bakalım hala cahiliyeden kırıntılar devam mı ediyor acaba? Düşünün bakalım İslam’a ve onun emirlerine ne kadar muhtaç olduğumuzu!


Selam ve dua ile…