Duaya Muhtacız II

e-Posta Yazdır PDF

Yüce Allah buyuruyor ki:

“(Ey kullarım) Rabbinize yalvara yalvara, gizlice dua edin.  Şu bir hakikattir ki Allah haddi aşanları sevmez”(Araf, 55)


Duaya muhtaç olduğumuz kadar nasıl ve ne şekilde dua etmemiz gerektiğini de bilmemiz gerekir.  Duaların zahiri edepleri olduğu gibi batını edepleri de vardır. Zahiri edepler şekillerden ve suretlerden ibarettir. Asıl olan iç dünyamıza ait olanlardır.  Bunlar  kalple alakalı şeylerdir, duanın ruhunu oluştururlar. Kalpler duaya hazır olursa dillerde edebe hâkim olur.  Sözlerin ibadeti, onların ahlak ve edep içerisinde sarf edilmesiyle mümkündür.  Bu nedenle kalp inceliği, gönül huzuru ile kabul edileceğine inanarak ve bilerek meşru isteklerle Rabbimizin kapısına varmalıyız. Dua ettiğimiz Allah, bizim kalbimizden geçeni bilmektedir, hiçbir şeyimiz ona gizli değil. Sessizce yakarış dolu bir edayla yapılan dualar makbuldür.  Taşkınlıklar,  bağırıp çağırmalar nefeslerimizi zorlayarak, gırtlaklarımızı yırtarak sözlerimizi bir yerlere duyurmaya çalışmak edebe aykırı ve hadsizliktir.  Allah haddi aşanları sevmez.  Peygamberimiz(s.a.v.): “Siz,  bir sağıra dua etmiyorsunuz; işitici ve size pek yakın Allah’a niyaz ediyorsunuz” buyurarak böylelerini uyarıyor.  Dualarımıza hamt ederek başlarken salavatla peygamberimiz (s.a.v.)’i de vesile kılmalıyız.  Allah’ın güzel isimleriyle isteklerde bulunarak onun güç ve kudretinin itirafıyla ellerimizi açtığımız gibi gönüllerimizi de açmalıyız. Bedenimizle Rabbimize dönerken bütün benliğimizi de döndürmeliyiz. Nefsimizin anlamsız ve faydasız isteklerini Onun kapısının eşiğinde bırakmalıyız. Abdestle günahlardan arınmalı, namazla temizlenmeli, secdeyle yakınlığımızı fırsata çevirmeliyiz. Helal lokma duanın kabulü için en önemli unsurdur. Midesini haramla dolduran ruhunu duayla doyuramaz. Allah’ın koyduğu kanunlara muhalefet ederek Allahtan isteklerde bulunulmaz. 

Samimi ve İhlasla Dua Etmeli  


Bir çocuğun ihtiyaçlarını ve annesine muhtaçlığını ifade etmek için ağlaması neyse kulun duayla ağlaması da odur. Ağlamalı ki dillerimizin ifadede yetersiz olduğu acziyet ve fakriyetimizi göz ve kırık gönüllerimiz ifade etmiş olsun. Allah önce gönle bakar. Gözyaşları gözden gelse de gönüldür asıl membaı. Allah için ağlayan gözyaşlarını da cehennem ateşi yakmaz.  Gönül katı olunca dildeki şatafatlı ve ihtişamlı istekler temenniden öteye geçmez. Dil çabukluğu yalancılığa işarettir. Gönlü dolu olanın dili yavaşlar, dilin yavaşlığı ne için ne istediğini bilen samimi müminlerin hasletidir. Dualarda ihlas bulunmayınca ruhsuz bir cesedin işlevsizliği gibi dua da işlevsiz ve anlamsızlaşır. İhlasın öyle bir yaptırım gücü vardır ki sebepleri dahi aşar yani Allah sebepsiz bile insanın imdadına yetişir.   Ateş, yakıcı olduğu halde İbrahim aleyhi selamın samimiyeti karşısında özelliğini kayıp edip serin ve selamet olduğu gibi, Musa aleyhi sselam’ın elindeki kuru bir değeneyin bir yılana dönüşmesi gibi… 


“Kim ki duasının kabul edilmesini istiyorsa gam ve kederinin açılıp dağılmasını dilerse darlık çekene (karşı elini) açsın”(et-Terğip ve’t-Terhip 2/42) merhamet edene Allah merhamet eder, darda kalanlara elimizi uzatmak sıkıntı ve kederli zamanımızda Allah’ın merhametini celp eder. Garip gurabanın derdiyle dertlenmeyen, mazlumların imdat çığlıklarını duymayan insanlara Allah yardım elini uzatmaz. Görmeyen gözetilmez, Başkalarının hakkını tanımayanın Allah verdiği  hakkını elinden alır. Allah’a kulluğunu yerine getirmeyeni Allah, kendi haline bırakır. Dünyayı ebedi sananları Allah ahiretten mahrum eder. Geçici olana bel bağlayanı baki olan Allah, rezil rusvah bir hayata mahkûm eder.

Her an Dua halinde Olmalıyız


Duanın kabulü için en önemli hususlardan biride her an ve her zaman ibadet ve itaat halinde olmaktır. Sıkıntıya düştüğü zaman bir insan, teselli bulmak, bir rahatlık hissetmek, ihtiyacını gidermek için çeşitli şekillerde dua ipine zaten sarılıyor.  Bu insanın fıtratına yerleştirilmiş bir ihtiyaçtır. Asıl olan; varlık ve ferahlık zamanında da Rabbimize muhtaçlığımızın farkında olmaktır.  Bolluk ve mutluluk zamanında Allah’ı bilmiyorsak sıkıntı ve güçlük zamanında bilmenin faydasını göremeyiz. Peygamberimiz(s.a.v.) “Kim sıkıntı ve güçlük içinde bulunduğu zamanlarda duasının kabul olunmasını isterse, bolluk ve mutluluk zamanlarında çok dua etsin”(tirmizi,2382;  Hakim, Müstedrek,1/544) buyurarak bizleri uyarıyor. Yüce Allah da: “İnsana bir nimet verdiğimiz zaman (bizden) yüz çevirir ve yan çizer fakat ona bir kötülük dokunduğu zaman da yalvarmaya koyulur”(Fussilet,51) buyurarak dua hususunda insanın ikiyüzlülüğünü gözler önüne seriyor. 


Bir anı bir anına uymayan insanın nice garip ve tutarsız davranışları söz konusudur. Hâlbuki ki her yerinden ihtiyaç ve acizlik fışkırmakta. Ancak kibrini ve enaniyetini elinden bırakmamakta, her şeyi kendinden bilmekte, kavuştuğu nimetleri kendi gücü ve çalışmasıyla kazandığını zannetmekte. İnsanın en büyük düşmanı bizzat kendi nefsidir. Kendisiyle mücadele etmek cihat sayılan, nefsimiz bize her zaman kötülüğü kibir ve böbürlenmeyi emretmekte, tedbirsiz ve teslimiyetsiz bir hayat sürmemizi telkin etmektedir.  Bu nedenle göz açıp kapayıncaya kadar dahi nefsimizle baş başa kalmamak için Rabbimize sığınmalı, ona güvenmeliyiz


     Mümin Allah’ın kendisine güvendiği ve kendisinin de Allaha güvendiği insandır. Duam kabul edilir mi edilmez mi diye tereddüt içerisinde olmak, kalbi Allahtan gayrı şeylerle meşgul etmek te duamızın kabulüne engel olan bir davranıştır. 


Peygamberimiz buyuruyor ki:

“Dualarınızın kabul edileceğine inandığınız halde  Allah’a dua edin, iyi biliniz ki Allah, gafil olan,  ve gönlü Allahtan başka bir şeyle meşgul bulunan kimsenin duasını kabul etmez”(Tirmizi, Daavat, 66)


Başka bir hadisi şerifte ise:

“Allah Teâla buyuruyor ki. Ben kulumun benim hakkımda yaptığı zanna göreyim. O beni zikretti mi onunla beraberim. Eğer o beni nefsinde zikrederse bende onu onunkinden daha hayırlı bir cemaat içerisinde zikrederim. O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim”(Tirmizi, Deavat, 142) buyurarak bize çok yakın olan Allah’ın, kendi rızası için yapılan hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağını bildiriyor. Fazlasıyla mükâfatını vereceğinin müjdesini veriyor.

Dualarımız Niye Kabul Olmuyor


Hikmet ehli birisine “Allah, dua edin duanızı kabul edeyim, buyuruyor, ancak dua ettiğimiz halde duamız kabul olmuyor bunun nedeni nedir” diye sorarlar hâkim (bilge)  şu cevabı verir:


“Yedi özelliğinizden dolayı dualarınız göye çıkmıyor (kabul edilmiyor)”


“Nedir bunlar” diye sorduklarında ise şöyle sıralar dualarımıza engel olan eksiklerimi:


1- Allah’ı öfkelendirdiğiniz halde arkasından rızasını almaya girişmiyorsunuz. Yani günah işlediğiniz halde pişmanlık duymuyor günahlarınızda hala ısrar ediyorsunuz.

2- Allah’ın kullarıyız diyorsunuz, ama kullara yaraşır davranışlarda bulunmuyorsunuz. 

3- Kuran okuyor, onun dediklerine bağlı kalmıyorsunuz. 

4- “biz Hz. Muhammedin ümmetiyiz” diyorsunuz, ama onun sünnetine uygun davranmıyorsunuz.

5- “Dünyanın Allah’ın nazarında bir sineğin kanadı kadar kıymeti yoktur.” diyorsunuz ama ona aşırı derecede bel bağlıyorsunuz.

6- Sözde “dünya geçicidir” diyorsunuz. Ama hep dünyada kalacakmış gibi hareket ediyorsunuz.

7- “Ahiret dünyadan daha hayırlıdır” diyorsunuz, ama ahireti kazanmak için kılınızı kıpırdatmıyor ve böylece dünyayı ahirete tercih ettiğinizi ortaya koyuyorsunuz. (Tembihü’l –Gafilin)

Duada Israr Etmek


Duada ısrar etmekte duanın en önemli edeplerindendir. İbadette ısrar edeni seven Allah, günahta ısrar edeni uyarıyor. Israr Allah’ın merhametini celbeden bir haslettir. Israr olgunluğun ve ihlasın göstergesi olduğu gibi sadakatin ve kararlığında olmazsa olmaz kuralıdır. Başarı ısrarda saklıdır. Mükâfat elde etmek, müspet neticeye ulaşmak kullukta ısrarla ve ibadete devam etmekle mümkündür. Allah, kulunun acizliği nedeniyle iniltisini sever, kulunun yalvarma ve yakarmasından hoşnut olur. Belki bu nedenle erteler edilen duanın karşılığını. Şimdi bir insanın bu ve bunun gibi birçok hikmet nedeniyle duası hemen icabet bulmasa isyanlara düşmesi mi gerekir yoksa şükretmesi mi? Elbette ki şükretmesi gerekir. Şunu da unutmamalı: Elbette ki Kul Allahtan dert ve sıkıntı istemeyecek. Hastalık günahlarıma kefarettir diye onu temenni etmeyecek. Ancak Allah kuluna neyi uygun bulmuşsa ona da itirazda bulunmayacak. Çünkü sıkıntılar sabredilmezse herkes için rahmet olmaya bilir belki insanın gazabına dahi neden olabilir. “Kahrında hoş lütfunda bana seni gerek seni” teslimiyeti sadece olgun hikmet ehli insanlara mahsus bir derecedir. Biz böyle bir mertebeye ermek için nefsimizi terbiye etmeli, ruhi olgunluğa erişmeliyiz ve isteklerimizin esiri olmamalıyız, derdimizin dermanının yine derdimiz olduğunu bilmeliyiz. 


Allah nice hüzün ve kederler içerisinde rızasına götürecek bir birçok yol yaratmıştır. Acıdır bazı şeyler ancak insanı uyandırır. Zordur bazı yollar ancak sonucu güzeldir. Mümin her şeyi anlık yaşayan değil, ebedi âlemi için bu dünyanın her sıkıntısını göğüsleyen insandır, dilini zikir ve duadan gönlünü Allaha olan muhabbet ve sevgiden asla boş bırakmayan mümin baktığı her şeyin arkasındaki hikmeti temaşa eder, bildikleriyle kibirlenmez bilmedikleri nedeniyle şüphe ve tereddütte düşmez. Sahip oldukları onu gaflete sürüklemez. 


Peygamberimiz(s.a.v.) buyuruyor ki:

“İnsan ‘ben Allahtan istedim de bana istediğim verilmedi’ demediği ve istemeye devam ettiği müddetçe, istediği kendisine verilir” (Müslim, Tirmizi)

Bazı Zaman ve Mekânlarda Dua 


Duanın kural olarak belli bir zaman ve mekânının olmamasının yanında bazı mekân ve zamanlarda da dua edilmesi peygamberimiz tarafından tavsiye edilmiştir. Çünkü bu zaman ve mekanlar duanın kabulüne vesiledir Bunlar:

Namaz için kamet okunduğu zaman.

Ezan ve kamet arasında.

Hac veya umrede.

Secde halinde.

Gecenin üçte birlik kısmında.

Yağmur yağdığı zaman.

Kuran hatminden sonra gözlerin iman hassasiyetiyle yaşardığı zaman.

Bizi sadece Allah’ın gördüğü tenha yerlerde.

Kâbe’de rükün ile makam arasıdır.

Şaban ayının on beşinci gecesi

Cuma geceleri ve Cuma günleri

Muharrem ayının on uncu günü 

Miraç gecesi, ramazan ayının 20, sinden sonraki tek geceler

Bayram geceleri vb…

O, Hayrımıza Olanı Verir


Bizim ille de olsun dediğimiz birçok şeyin aslında hayrımıza olmadığına şahit oluruz. Keşke de istemeseydim diye isteklerimizi bile sorgularız. İsteklerimizi sorgulamak değil de Rabbimize teslimiyetimizi kontrol etmeliyiz. Bazen de şer zannettiğimiz şeyi Allah hayır olarak karşımıza çıkarır.  Burada neyin faydamıza neyinde zararımıza olduğunu bilemeyişimiz bile her şeyi bizim hayrımıza döndüren, bizi bizden daha iyi bilen,  merhamet eden Allaha teslim olmamız gerektiğini göstermesi açısından yeterli bir nedendir. Teslimiyette rahatlık vardır.  Teslimiyette huzur ve saadet vardır. Teslim olan emniyettedir. Teslimin olanın yükü hafif gönlü huzurla doludur.


Dua ibadet olduğundan asıl mükâfatı ahirette verilir.  Bu dünyada kavuştuğumuz nimetler sınırlı ve geçicidir ancak ahirettekiler ebedi ve çok kıymetlidir. Öyleyse mümin yaptığı ibadetlerinin mükâfatının ahirete ertelenmesini veli nimet olarak bilmeli, asıl kazanç olarak telakki etmeli. Ayrıca Dua Belki hali hazırda başımızda olan ya da İlerde başımıza gelecek belaları da def eder. Başımızda ki bela ve musibetin kalkmış olmasını ettiğimiz duadan bilmediğimiz gibi ilerde başımıza ne gibi şeylerin geleceğini de bilemeyiz.  Bu nedenle “dua ettim kabul edilmedi” gibi itirazlara düşeriz. Peygamberimiz(s.a.v.) buyuruyor ki “Allah Teâlâ yeryüzünde dua eden hiçbir Müslümanın isteğini boş çevirmez, muhakkak ki bir karşılık verir.  Ya kulun istediği şeyi verir, ya onun yerine kendisinden bir kötülüğü kaldırır ya da istediğinin karşılığını ahirete saklar.”(Tirmizi  3568, Hakim, Müstedrek, 1/497)

Başkalarının Duası… 


Bizim duamızın dışında da bizler için yapılan dualar vardır. Asıl makbul dualar da bunlardır. Allah Resulü: “Kişinin din kardeşi için gıyabında ettiği dua makbuldür o kişinin başucunda duasına âmin diyen bir melek bulunur o kişi (din kardeşine hayır dua ettikçe (görevli)melek ‘âmin’(din kardeşin için istediğini) hayrın misli sensin içinde olsun der”(İbni Mace, Menasik,5) buyuruyor.  Biz kendimize dua ederken günahlarımız dualarımızın kabulüne engel olur, ulaşmaz yerine, isyanımız nedeniyle Allah’ın katında hatırımız yoktur kim bilir? Ancak başkaları bizler namına günah işlemediğinden dualarının kabul olmaması söz konusu değildir yeter ki içten ve gönülden olsun. Bunun  yanında peygamberimiz (s.a.v.)  hastanın duasını almamız gerektiğini,  onların duasının meleklerin duası gibi olduğunu bildirmiştir ve yine evine dönünceye kadar hacının ve gazinin,  iftar edinceye kadar oruçlunun, adaletli devlet başkanının duasının, esami Hüsna, salih ameller,  peygamberler ve diğer salih zatlar vesile edilerek yapılan dualarında makbul dualardan olduğunu da söyleyebiliriz.


Peygamberimiz(s.a.v.)  özellikle şu üç zümrenin duasının da reddedilmeyeceğini bildiriyor:

“Üç dua vardır ki kabul olun(ması vaat olun) muştur.  Bunda şek yoktur: baba (ve ananın) duası misafirin (ev sahibi hakkındaki) duası ve zulme uğramış kimsenin duası…”

 

   Allah’ın rızası anne ve babanın rızasına bağlıdır.  Allaha ibadetten sonra onlara itaat emredilmiş,   “öf” bile demenin onları kırmak sayılacağı uyarısı yapılmış. Onların duasını almadan ömürlerini tüketenler kınanmış, anne ve babaya hizmet cihat derecesinde mükâfat vesilesi kabul edilmiş. Öyleyse anne ve babamızı yanımızda bir veli nimet olarak bilmeli onların her an ve her zaman dualarını almaya gayret etmeliyiz.


Misafire tanrı misafiridir diye itina gösterilir bizim kültürümüzde. Onlar için ‘misafir odası’ diye özel odalar tahsis edilir. İkram için özel kap kaşık, yatmak için yumuşak ve temiz yataklar serilir.  Misafirin olmadığı sofra bereketsiz, uğramadığı evler telaş ve hüzünlüdür. Misafir rızkıyla gelir, dua gibi çok önemli hazineyi bırakır gider.  Misafire ikramda bulunmak onların memnuniyetini temin etmek rabbimizin bizlere ikramına vesile olan bir davranıştır.  


Hele biride vardır ki “Onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.”(Buhari, Mecazi, 59) Oda mazlumlardır, haksızlığa uğrayanlardır. Allah zalimin hasmı mazlumun dostudur. Mümin Allah’ın yanında olduğu kişinin yanında, karşısında olduğu kişinin karşısında olduğunda Rabbine yaklaşmış olur.  Mazlumlar buruk ve yaralı kalpleriyle el açarlar, intizar ve gönülden isterler, bu iniltiler hiçbir engele takılmadan Rabbimiz katında özel bir karşılık bulur. Mümin ne zulmeder nede kimseyi zulme teslim eder. Kötülük ve haksızlık karşısında dimdik durur. Hiçbir şey yapamayacak durumdaysa da kalbiyle buğzederek mazlumun yanında olur ve onun duasına mazhar olur. Aksi takdirde mazlumun bedduası da çetin ve şiddetlidir. Mazlumun ahı kimsede kalmaz. Mazlumun bedduasından kimse kurtulamaz.  


Peygamber Efendimiz’(s.a.v.)in yaptığı ve bizlerin de yapmasını istediği şu duayla bitirelim:

“Allah’ım acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, ihtiyarlığın bunaklığından, kabir azabından sana sığınırım,  Allah’ım nefsime takva bilinci ver, nefsimi günahlardan temizle. Sen temizleyenlerin en hayırlısısın, sen o nefsin dostu ve Mevla’sısın.  Allah’ım doymayan açgözlü nefisten, korkmayan kalpten, faydasız ilimden ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.” ( Buhari, Deavet, 38, Müslim,zikir, Dua, 18)(Âmin) 


  Selam ve dua ile…