Ailede Huzuru Yakalamak

e-Posta Yazdır PDF

        

     Toplum içerisinde hayatını devam ettirmek mecburiyetinde olan insan, başkalarıyla ilişki içerisinde olması bir mecburiyettir. Yalnız kalmak, yalnız yaşamak imkânsızdır. Yalnızlık sadece Allaha mahsustur. İslam bütünüyle sosyal hayatın tanzimi için gönderilmiştir. Buda dünya ve ahiret adına mutluluk vesilesidir. İnsana iki dünya saadetini sunan İslam, insanoğluna başta ailesi olmak üzere toplum içerisinde bazı sorumluluk ve görevler yüklemiştir. Asıl imtihana tabi tutulduğumuz nokta insanlarla ilişkilerimizin kesiştiği noktadır. Huzur ve saadeti yakalamak ta olumlu ilişkilerin neticesiyle mümkündür. Müspet ilişkilerimizi yüce yaratanın koyduğu kanun ve kurallarla layıkıyla sağlayabiliriz.

     Toplumun en küçük birimi ailedir.  Milletleri ve toplumları oluşturan, yapı taşları diyeceğimiz aileler insanın kendi huzuru için ne kadar önemliyse toplum içinde o kadar hayati önem arz etmektedir. Bu nedenle aileyi önemsemeyen milletler yatırımlarını başka alanlarda ne kadar yaparlarsa yapsınlar, maddi refahları ne kadar üst düzeyde olursa olsun yine de huzur ve saadeti yakalamaları mümkün değildir.   Aileler dağılınca toplumu ayakta tutmanız da mümkün olamaz. Temel sağlam olmayınca binanın sağlam inşa edilmesinin hiç bir anlamı kalmaz… Toplum hakkında bilgi edinmek isteyenler o toplumun aile yapısına bakmaları gerekir. Çünkü bir toplumun aynasıdır aileler.  Bugün özendiğimiz batı toplumu aile müessesenin yıkımının telaşını yaşamaktadır. Aile kurumunun tamamen yok olduğu batı toplumları yozlaşan ilişkiler karşısında büyük bir tedirginlik, ruhi bunalım ve stres içerisindedirler.  Fıtratlara müdahale edince ya da insan tabiatı göz ardı edilince, özgürlük adı altında medeniyet safsatasıyla huzur ve terakki beklentisi de işe yaramadı. Aşk, dendi sevgiye işe yaramadı, muhabbet nefsin esaretinin bir tezahürü oldu. Sevginin altı doldurulamadı. Beşeriyetin öngördüğü nefis kokan,  ‘mantık’ mı ‘aşk’ mı tercihleri arasında kısır ve anlamsız döngülerle inançsızlık karanlığında kurulan birlikteliklere daha fazla dayanamadı evlilikler. Kariyer yapma uğruna vücudum bozulur diye çocuk yapmayı yük telakki eden batı zihniyeti ve bizim özenti hastası çiftlerimiz çocuk sevgisini evlerinde besledikleri köpeklerle bastırmaya çalışıyorlar.   Aile bağlarının harcı olan sevgi saygı muhabbet yok olduğundan ilişkiler iğreti bir şekilde taklidi ve zoraki bir şekilde kuruluyor. Yüz yüze gelemeyen gönül gönüle olamayan, birbirlerinin gözlerinin içine bakarak  bir arada yemek yiyemeyen ailelerde huzur olur mu? Onun için evlilik kadar evlilik anlayışından insanın neyi kastettiği de çok önemli. Niye ve ne gaye ile evleneceğini bilemeyecek kadar fikriyatız ve sorumsuz gençlere ilk önce bunu anlatmalıyız. Evlilik sorumluluk olduğu kadar ihtiyaçtır. İhtiyaç olduğu kadar imtihandır.  

   Hem ferdi planda hem de toplumsal düzeyde ailenin önemindendir ki yüce dinimiz İslam, inananlara bir an önce zaman geçirmeden İslami ve insani olan, fıtratın kabul ettiği evlenmeyi emir buyurmuş, evleneceklere yardımcı olmayı sadaka-i cariye olarak görmüş, şartlar müsait olduğu halde evlenmemeyi ise yeryüzünde çıkacak fitne ve fesadın nedeni görmüş ve evliliği kolaylaştırmayı tavsiye etmiştir. Peygamberimiz Hz. Ali’nin şahsında bütün ümmetine:” Ey Ali!  şu üç şeyi sakın geciktirme: vakti gelince namazı, hazırlandığında cenazeyi, dengini bulduğunda bekar ve dul kadını evlendirmeyi(Tirmizi, Salat,13/171 ) Başka bir hadisi şerifte de Efendimiz(s.a.v.):

 “ En hayırlı şefaatlerden biri evlenecek iki kişinin arasında yardımcı olmaktır.”(İbni Mace, Nikah, 49) buyurmuştur.

 

     Huzur Vesilesi  eşler…

    Eşrefi mahlûk olan insanın en muhtaç olduğu ortam sıcak aile yuvasıdır.  Yoksa her zaman insan bir tarafını eksik hissedecektir. Anne şefkati ve merhametiyle babanın özel koruması altında çocuğun yetişip kemale ermesi, hayatı tanıması böyle bir ortamda mümkündür.    Annenin çocuğuna karşı eşsiz merhamet ve sevgisi babanın fedakârlığı Allah’ın, insana merhametinin açık bir delili değil de nedir.  Çocuk kimliğini ve benliğini aile ortamında kazanır. Çocuk için aile ortamı;  sıcak bir yuva, en güçlü korunak, en iyi ve en etkili mekteptir.

     Evlenmek fıtri bir ihtiyaçtır her şeyden önce. Dünya kurulalı hiçbir inanç mensubu topluluk aile mefhumundan uzak değildir.  İnsana evlenmeyi ihtiyaç olarak gönlüne yerleştiren Allah Teala, aile kurmayı huzur ve saadetin teminatı olarak göstermiştir.     Yabancı iki insan, nikâh akdiyle, birbirlerine sevgi saygı ve muhabbetle bağlanıyor ve her şeylerini paylaşır duruma geliyorlar. Bu yakınlık hiç kimseye açık olamayacak kadar mahrem ölçülerle kurala bağlanıyor.  Dünyada her şeyi erkek ve dişiden yaratan Allah, erkek ve kadın arasında ayrı bir ilgi ve alaka var etmiştir. Bu duygu yoğunluğu iki cinsi birbirine cazip hale getirmiştir. Yoksa neslin devamı mümkün olur muydu? İnsanlık belki yok olur giderdi. İşte böyle bir yakınlık ve ünsiyet bile Allah’ın merhametinin ve kudretinin en büyük delilidir. Yüce Mevla bu hususta  

  “Kendileriyle huzura kavuşmanız için, size kendi nefislerinizden eşler yaratıp aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi onun ayetlerindendir.  Şüphesiz ki bunlarda düşünen bir kavim için ayetler vardır.”( Rum,21) buyuruyor.

  Aile ortamının dışında hiçbir birliktelik insanın muhtaç olduğu, aradığı huzur ve saadeti temin etmede yeterli değildir. İşte insan ile hayvan arasındaki fark budur.  İnsan Aile değerlerini önemsediği, namus, hayâ ve iffetine, şeref ve haysiyetine değer verdiği kadar hayvanlardan farklıdır. Çünkü namus mefhumu hayvanlar için söz konusu değildir. Bu nedenle insani değerlere önem verdiğimiz kadar ailede huzur ve saadeti yakalaya biliriz.   Aslında Yüce Allah’ın bütün emirleri insanın huzurunu temin eden, fıtratı besleyen, yaratılış gayesine uygun olan amellerdir.

     İlk insan Hz Adem ve Havva validemiz cennette evlenmişler. Onların evlatları, inanç ve itikat bütünlüğü içerisinde, rıza-ı ilahi doğrultusunda sorumluk ve görev bilinciyle, geçerli bir nikah akdiyle evlenir, düğün dernekleriyle Allahü Teala’ya isyan etmez, ömürleri boyunca İslam’ın koyduğu çizgiden ayrılmazlarsa cennetten esintiler hissederek daha bu dünyada cennetin bir numunesini yaşarlar.

    İnsanın, dünya ve ahiretinin huzur ve saadetle  dolmasını isteyen Yüce Allah Teala:

      “ Aranızda bekâr olanları,  kölelerinizden ve cariyelerinizden müsait olanlarla evlendirin, eğer fakir iseler Allah Teâlâ onları lütfundan zenginleştirir.  Çünkü Allah Teala vasi( rahmeti geniş olan ve) alim( her şeyi bilen) dir. (Nur 32) buyurarak evlenip yuva kurmamızı emrediyor. Bu kadar hayati ve önemli bir meseleyi rızık endişesiyle ertelemenin uygun olmayacağını bildiriyor. Bu, Allah’ın kullarına en büyük teminatıdır. Çünkü rızkın sahibi Allah’tır. Yaratığını rızıkız ve korunaksız bırakmaz. Yeter ki insan Allaha karşı teslimiyetini göstersin. Sebeplere sıkı sıkıya sarılsın, helal yollardan kazanmaya gayret etsin.

 

     Evlenen Dinini Tamamlar

    Peygamber efendimiz de evliliğin insanı harama bakmaktan koruyacağını iffeti ve namusu muhafaza edeceğini bu nedenle evlenilmesi gerektiğini emir buyurmuştur.  “ Ey gençler aranızda evlenmeye gücü yetenler evlensin, çünkü evlenmek gözü haramdan çevirmek ve iffeti korumak için en iyi yoldur”(Buhari nikâh, Müslim nikâh)  İslam burada insanın gözüne ve gönlüne günaha girmemek için bir set çekmiştir.  İnsan eksiklerini kabullenip onu tamamlamanın kaygısını taşımalıdır. Tek başına olamayan insan, evlilikle kemale doğru bir adım atmış olur. Elmanın bir yarısı kadın diğer yarısı erkektir.  Erkek olmadan kadın,  kadın olmadan erkek eksik kalır.  Dinini de yaşayamaz. İnsanda şöyle bir özellik söz konusudur; meşru şeylerle ihtiyacını gideremediği zaman gayri meşru yollara tevessül ediyor.  Sevgi, saygı ve muhabbeti evinde, ailesinde bulamayan, sıkıntılarını ailesiyle paylaşamayan insan, farklı mecralarda kayıp ettiğini arama yoluna koyuluyor.  Buda inandığı değerli yok sayması anlamına geliyor. “ Kul evlendiği zaman dininin yarısını tamamlamış olur geri kalan yarısında da Allah’a karşı gelmekten sakınsın” ( Beyhâki) buyuran Allah Resulü imkânı olduğu halde evlenmeyen birisine ise:

 “İmkânın varken evlenmiyorsan o halde sen şeytanların kardeşlerindensin. Eğer sen Hristiyanların içinde olsa idin, onların ruhbanlarından olurdun. Bizim sünnetimiz evlenmektir. En şerlileriniz bekarlarınızdır, ölülerinizin en şerlileri de bekar olarak ölenlerinizdir. Şeytanla mı gönül eğlendiriyorsunuz. Şeytanın sahil kişilere karşı, kadınlardan daha tesirli bir silahı yoktur. Ancak veliler bunun dışındadır. Onlar temizdirler. Müstehcen söz ve fiillerden uzaktırlar…(bey hâki şua bul –iman) Buyurarak bütün ümmetini uyarmıştır.

      Her hususta birbirlerinin açıklarını kapatan, ihtiyaçlarını tamamlayan eşlerin durumuyla ilgili bir ayette yüce Allah şöyle buyuruyor:

 “Onlar sizin için sizde onlar için birer elbisesiniz.”( Bakara, 187)

  Bütün bu ihtiyaçların giderilmesi yönünde motive noktası nefis ve şehvetin teskini olmamalı belki onlar meşru bir şekilde giderildiğinden harama düşmeye bir set olur ancak asıl olan, onlarında ötesini temenni ve arzu etmek olmalı. Yani evlilikteki gaye nefsani istek ve arzularını dizginlerken ruhi olarak olgunlaşmayı başarmak, dini hususlarda eşimizi tamamlayıcı, uyarıcı, kuşatıcı bir yardımcı görmek... Elbette ki insanın evliliği manevi olgunluğunun ve muhabbetullahın tek sebebi olarak görmekte yanlış olur. Belki o gibi erdemliliğe en önemli vesile bilmeli ya da artılarıyla Allaha yaklaşmak için bir yol haline getirmeliyiz. İşte bu asıl kazanç tır. 

     Allah Resulü aileyi hem zenginlik kaynağı hem de bereket vesilesi olarak görmüş. Ailenin en önemli zenginliği;  evliliğin meyvesi diye nitelendirilen çocuklarıdır muhakkak. Çünkü bir baba ve annenin ameli, öldükten sonra bile salih evlat sayesinde devam eder.  İnsanın zürriyetini devam ettiren, arkasından duada bulanan yine hayırlı evlatlardır.  Tabi ki İslami ahlak verilemez, edep öğretilmez, iffet ve hayâ elbisesi giydirilmese tam teside söz konusu olabilir.

   

      Huzur Nerede?

      Evet, saydığımız ve sayamadığımız, birçok hikmetleri ve faydaları olan evliliğe adım atarken onun adını “hayırlı bir iş” diye nitelendiririz.   “Evlenenin, ev kuranın Allah yardımcısı olur” der,  ilgili insanı cesaretlendiririz.   Çocuk doğduğunda anne ve babasına gözün aydın olsun derken hemen ekleriz arkasından “ inşallah mürüvvetinde görürsün” diye. Evlenen çiftlere dua mahiyetinde yaptığımız şu temenni ne kadarda manidardır: Allah mesut bahtiyar etsin.” öyle ya; evlenecek olanlar zaten mesut ve mutlu olmak için evlenirler. Başınız sağ olsun geçmiş olsun denmez ki…  Bu nedenden olacak ki evliliğin daha başlangıcında herkes te bir mutluluk belirtisi söz konusudur. Nikâhta keramet vardır der bir an önce nikâh kıydırmanın telaşına kapılırız. Çünkü hayırlı işte acele etmelidir.     Evet, evlilik öyle hayırlı bir iştir ki herkes saadet yuvası kurmanın yardımcısı olur, katkıda bulunur. Nikâha oturduğunuzda Allah’ın emri peygamberin sünneti, mezhep imamlarının içtihadıyla diye tekliflerimizi yaparız insanları şahit tutarız evliliğin gerçekleşmesi için. Ne kadar güzel buraya kadar. Zaten evlilik Allah’ın bir emri peygamberin sünneti olduğundan da ibadettir.   Madem evlenmek Allah’ın emri o zaman evlenen insanlara baktığımızda bütün ailelere mutlu ve huzurlu yâda Allaha çok yakın, diye bilir miyiz elbette ki hayır.  Bunu söylememiz için niyetlerde Allah’ın rızasının olması gerektiği gibi düğünde dernekte Allah rızası için olmalı ve öyle devam etmeli.

  

    Evlenmenin bu kadar önemine binaen gerçekten insan olarak hayatımızda eşimiz ve çocuklarımız bizim boşluğumuzu ne kadar kapatabiliyor? Ya da biz onların huzur ve saadetine ne kadar katkıda bulunuyoruz? İşte bugün sorgulanması gereken asıl mesele bu. Evlilik kadar evliliğin İslam’a göre; inandığımız değerlere göre olmasının yanında aile içerisinde bizlere yüklenen sorumlulukların rıza-i ilahi doğrultusunda yerine getirmemizde o kadar önemli.

 Severek evlenen insanların kısa bir zaman sonra boşanmalarına sebep nedir? Evlilik bir oyun ve eğlence değil ki oyun bittiğinde oda bitsin. Evlilik ağır ve büyük sorumluluk gerektirir.  Huzur ve saadet vesilesi olması gereken evliliklerimiz bizlere neden hayatı zindan hale getiriyor. Bu kadar değişen ve bizi değiştiren şeyler nelerdir.  İnsan bazen kendi yaptıklarıyla bazen de yapmadıklarıyla imtihan edilir. Huzursuzluğumuz ve nice sıkıntılarımız kim bilir belki bu evlilik hususundaki ihmalkârlıklarımızın ve sorumsuzca davranışımızın dünyadaki cezadır. Bazen de irade dışı dâhil olmadığımız halde imtihan ediliriz.  Bizim imtihanımız hangisi acaba?

 

      Eş Seçimi Önemli

      Mesela eş seçimi konusunda kriterlerimizin içerisinde Allah ve resulünün koyduğu kanun ve kurallar ne kadar yer ediyor. Bir yerden bir yere kısa bir yolculuk yapacağınız zaman bile yol arkadaşınızın iyi olmasına dikkat edersiniz. Bir iş kurarken ortağınız önemlidir. Ya hayat arkadaşınız olarak kabul edeceğiniz, başınızı bir yastığa koyacağınız belki cenneti kazanmanıza vesile olacak yada cehenneme girmenize sebep olabilecek eşinizi seçerken neyi ölçü alıyorsunuz. Bu hususta Resülüllah(s.a.v.)’ın koyduğu ölçü şu:

“ Kadın dört şeyi, yani malı, güzelliği,  soy sopu ve dindeki kemali için nikahlanır siz dindeki olanını tercih ediniz ki, elleriniz hayır görsün” (Buhari, Müslim)

   Evet, salih bir eş sadece kadınlarda aranması gereken bir haslet değildir, erkekler içinde gereklidir. Özellikle mal- mülk, para- pul mutlu olmanın kıriteri olarak asla görülmemeli. Yüz güzelliği olur, öz güzelliği ihmal edilirse;  Mal mülk sorulur “ahlak edep, adap olursa da olur olmasa da” anlayışıyla görmemezlikten gelinirse “mesut bahtiyar etsin, Allah bir yastıkta kocaltsın” kuru temennileri de işe yaramaz

     “Kişinin yüceliği dininde  mürüvvet ve şerefi aklında,  soy sop güzelliği de  (nikahla korunan ) ahlakındadır” (Beyhaki)  buyuruyor Allah resulü .

  Başka bir hadisinde:

“ Dünya geçici, bir faydadan ibarettir. Onun fayda sağlayan en hayırlı varlığı dindar kadındır.”( Müslim) buyurarak  evlenilecek kişide aranması gerekenin dindarlık olduğunu vurgulamıştır.

  Kadının güzelliği nefsin hoşuna gider ancak o güzel yüzde bir gün buruşacak ve çirkinleşecek. Mal mülkte devamlı değil.  İnsan huzur ve saadeti iç dünyasında yaşar buda sevgi merhamet ve muhabbetle olur. Bu erdemlerin kaynağı Allah’a dayanmasa o da geçicidir. Evlenirken denkliğin olmasına da dikkat etmeli farklı kültür den gelen bir insanla uyuşmak zordur. Refah düzeyi düşük ya da yüksek olan eşler arasında da uyum kolay kolay tesis edilemez. Birisinin zaruri gördüğü bir şeyi öteki görmediğinden bir anlaşmazlık söz konusu olur.   Bu gibi denklik sağlandıktan sonra gerisi biraz daha kolaylaşır. Yeter ki doğruluk, istikamet ihlas, samimiyet ve güven, ilişkilerin yönünü belirleyen yegane belirleyici unsur olsun.  

 

   ğünlerimiz İnancımızı Ne Kadar Yansıtıyor?

   Başlangıçlarında Allah’ın emri diye başladığımız bu birliktelik düğünde isyana ve Allah’ın hoşlanmadığı davranışlara dönüşürse bu evlilikten huzur beklemekte fazla iyimserlik olur.  Düğün, nikâhın duyurulması, herkesi bu sevince ortak ederek mutluluğun paylaşılmasıdır.  Bu sevinci paylaşmak asla gayri meşru eğlenmeyi, israf etmeyi ve İslam’a uygun olmayan giyim kuşamı meşru hale getirmez. “Ömürde bir defa oluyor, olsun istedikleri gibi erkek kadın bir ortamda eğlensin, oynasın zıplasınlar, yesin içsinler” anlayışı hiçbir şekilde mazeret kabul edilemeyeceği gibi ilgili insanında inancının sorgulanmasına sebep olur.   Elbette ki düğünde  meşru ve helalinden şeyler yenip içilebilir, kadınlar ayrı bir yerde erkekler ayrı bir yerde eğlenmelerinde mahsur yoktur. Yeter ki sözlerde isyan, davranışlar haram olmasın, ibadetler unutulmasın istikamette sebat edilsin. Bugün öğle içler acısı düğünlere şahit oluyoruz ki “biz kimiz bu düğün hangi inanç mensubu çiftin düğünü?” diye sormaktan edemiyoruz. Kız çocukları dahi sırtlarına kadar soyundurulmuş oynatılıyor.  Belki normal zamanda erkeklerden çekinen ancak düğün diye karşılıklı oynamakta mahsur görmeyen kadınlar ya da erkekler işin başında evlenen çiftlerin yürümesi için açtıkları huzur yolunun tuğlalarının altına dinamik koyduklarını bilmeliler. İsraf ve şatafatla yapılan düğünler sadece zenginlerin davet edildiği onların iltifat gördüğü yedirilip içirildiği düğünler en talihsiz insanların düğünleridir.  Peygamberimiz buyuruyor ki:

  “Zenginlerin davet edildiği fakirlerin çağrılmadığı düğün yemeği ne fena bir yemektir”(Buhari, Nikâh,72)

  Düğünler insanın manevi değerini ve seviyesini gösterir.  Çocukları sevmek onların haram işlemesine müsaade etmemekten geçer. Gayri meşru düğünlere başka bir mazeret “sözümüz geçmiyor “ne yapalım karşı taraf böyle istedi.” Oluyor. Güle eğlene oynayan tatlı bir telaşla düğünü savuşturan baba ve anne birkaç ay sonra “ Hocam çocuklar huzursuz, geçinemiyorlar ne yapalım aralarını yeniden yapabilir miyiz? Boşanacaklar yoksa ”  diye çare aramaya koyuluyorlar. Evet, Allah’la arasını düzeltmeyen, Allah’la arasına mesafe koyan bir insan asala ne eşiyle huzuru yakalayabilir nede evlatlarıyla. Huzurun tek ve yegâne şartı Allah’la aramızı düzetmektir. İbadet ve itaatle, gelenek ve görenekle, işimizde gücümüzde, düğünümüz ve derneğimizde, kısaca bütün aile yapımızla istikamet üzere olmaktır.   Yoksa Huzur ve saadet beklediğiniz ailelerde nefret ve kin kokar, evlilik çekilmez ve taşınmaz olur. İmtihan kayıp edilir.

 

      Sorumluluklarınızı Unutmayın!   

     Ayrıca eşler arasında kurulan sevgi ve muhabbet bağları Allah’ın muhabbetine ve sevgisine götürecek vesile bilinmeli. Asıl sevgiye götürecek her sevgi muteberdir. Yoksa Allah’ın rızasının kastedilmediği yâda ona götüren yol olarak belirlenmediği hiçbir birliktelikten hâsıl olan huzur, devamlı ve lezzetli olamaz.

    Böyle Allah için inşa edilen birliktelikte ben değil biz eksenli davranışlar söz konusudur. İrade, gaye ve amel birliği olunca zıtlaşacak hiçbir konuya da yer kalmaz. Bir’lerimize yoğunlaşmalı.  Gayede ve niyetlerdeki zıtlıklar,  o gayeye ulaşacak vesilelerde ihtilaflara sebep olur. İhtilaflar eşler arasındaki en büyük geçimsizlik ve huzursuzluk sebebidir.

   Her hususta birliktelik sağlanır, bu gaye etrafında sevgi, saygı anlayış ve güven hakim olursa evliliğin meyvesi olan çocuklar daha sağlıklı bir ortamda büyüme ve gelişme imkanları bulur. Aksi takdirde olgunlaşmamış, ham kalmış meyve misali o evlatlar çürümeye, faydalı değil herkese zarar vermeye başlar. Aile fertleri evinde depoladığı huzurla topluma karıştığında herkese karşı daha bir iyi niyet ve güleç yüzle muamele eder. Aksi takdir de ailede ki olumsuz ilişkiler başkalarının hayatını bile olumsuz etkilemesi içten bile değildir.   Suçlara en fazla karışan davranış bozuklukları en fazla olan, insanlarla sağlıklı iletişim kuramayanlar hep ailevi problemleri olan insanlardır.

     Yüce Allah buyuruyor ki:

   “Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde bir takım iyi davranışa dayalı hakları vardır”( Bakara ,228)

 Peygamberimizde: 

“Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlığınızdan sorumlusunuz. Amir koruyucudur ve maiyetinden sorumludur. Kişi ailesinin koruyucusu ve eli altında olanlardan sorumludur. Kadın eşinin evinin koruyucusudur, eli altında bulunanlardan sorumludur, hizmetçi efendisinin malının koruyucusudur ve eli altında bulunanlardan sorumludur.  Hülasa hepiniz çobansınız ve her biriniz emri altında bulunanlardan sorumludur”(Buhari, Cuma,11) buyurmuştur.

   Bir baba ve anne aile içerisinde kendine verilen görevi emanet bilinciyle yerine getirmeli, herkes sorumlu olduğu alanı iyice bellemeli. Rollerin bilinmediği, görevlerin tayin edilmediği karmaşık bir idare anlayışıyla aileler huzuru yakalayamazlar. Bugün en fazla huzursuzluğun nedenlerinden biride kadının erkekleşme isteği, erkeğin kadınlaşma meylidir. Erkek evinin, ailesinin geçimini temin etmek, bütün ihtiyaçlarını gidermek için donanımlı yaratılmıştır; Dışardan, içerden gelebilecek tehlikelerden ailesini korur; aile reisidir onun sözü son sözdür; ipin ucu elindedir. Ancak bütün bu ayrıcalıkları erkek eşinin üzerine tahakküm kurma nedeni görmemeli, böyle olursa yetki kötüye kullanılmış olur. Erkeğin ailede sorumluluğu ağır olduğundan ailesinin baş çobanıdır. Erkek idarecidir bu nedenle ilmen fikren ve ruhen donanımlı olmalıdır. İdare etmek hata ve kusurlar karşısında çıkış yolunu tutmakla mümkün olur. Yani işin kolayını tercih etmeli,  yeri gelir soğukkanlı olmalı, yeri gelir feraset ve azmi kuşanmalı.  Çalışkan ve dürüst olmak başarının sırrıdır. Erkek sevgiyle emretmeli, sevgiyi emretmeli zorla değil sevdirerek yaptırmalı.  Merhamet sahibi olmalı, affı karakter haline getirmeliyiz. Kalbinde ailesine ve çocuğuna hatta bütün yaratıklara merhamet beslemeyen, merhamete kavuşamaz. Yumuşaklıkla ve hoşgörüyle davranmalı. herhangi bir meselenin çözümünde empati kurmakta önemli.  “Yumuşaklık ve şefkatli muamele hangi şeyde bulunursa, o şeye güzellik kazandırır. Hangi şeyden uzak kalırsa şeyi kötü ve çirkin kılar”(Et-Tac,5/58)

   Kadın  hassas ve duygusaldır, kırılgan ve alıngandır buna rağmen evinin ve namusunun bekçisidir.  Bir kadının “kadın erkek eşittir ” anlayışının nefse hoş giden tarafına takılıp itaatten, saygı ve sevgiden uzak, haddi aşıp,   gücünün yetmediği,  fıtratının uymadığı her işe karışması huzursuzluğun nedenlerinin başında gelir. Erkek olsun kadın olsun birbirlerinin sorumluluğu alanında birbirlerine elbette ki yardımcı olacaklar ancak bu sadece bu kadarlık bir karışma anlamına gelir. Aksi takdirde başsız ve kontrolsüz bir aile yuvasından huzur beklenmez.  En büyük özgürlük Allah’a kul olup, kul kalmaktır.  Yoksa nefsin ve şehvetin esareti insanı nice badirelere sürükler. Aile sorumluluğu bencilliği ve enaniyeti asla kabul etmez. Hürriyet, sınırsız hak kullanma anlamına gelmediği gibi özgürlükte sorumsuz davranışlar şeklinde anlaşılmamalı.  Kadının özgürlük adı altında eşine zulmetmesi doğru değildir.    Ekonomik özgürlük giyim kuşam özgürlüğü, seyahat özgürlüğü,  kısaca hayat özgürlüğü kadının her kafasına estiği şeyi eşinden habersiz yapması olarak anlaşılırsa ailedeki itaat sevgi ve saygı, birlik ve beraberlik dengesi bozulur.  Kadın israftan ve şatafattan uzak durmalı, ayağını yorgana göre uzatmalı.  Bu hususta erkeklerin imkânlarının zorlanması, onlara güçlerinin yetmediği şeyleri teklif etmek huzursuzluğun nedenleri arasındadır.  Erkekler de nazenin bir çiçek gibi bakmalı eşlerine  “sizin en hayırlınız hanımlarınıza karşı en iyi davrananızdır” nebevi uyarısını unutmamalı,   onların yaratılışlarındaki çeşitli zaaf ve eksik noktalarını dikkate almalı. Kadınlarda her gördüğünüz hatayı, inciterek ve kırarak değil, yapıcı bir üslupla düzeltmek gerekir. Asıl olanda huzur ve sükûnetin devamı için iyi taraflarının varlığını dikkate alıp onlarla yola devam etmek. Çünkü bir insan hep hata ve kusurları başa kalkma şeklinde telafi etme yoluna koyulursa, zaten kırılgan ve alıngan bir eşle aranızdaki tahammül sınırları daraltırmış, müsamaha ve anlayış birikimini eritmiş olursunuz. Kadınlarda da aynı anlayış hakim olmalı.  Eşler bir birlerine karşı besledikleri sevgi ve saygıyı da belli etmeliler. Güzel sözler herkesin hoşuna gider hele kadınların daha fazla itibar ettiği bir  haslettir bu.  Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarırken, nice düşmanları dostluk kapısına yönlendirirken, zaten karşı taraftan bir adım bekleyen eşlerin arasındaki buzları eritip,  ilişkilerin üzerine çöreklenen toz bulutlarını nasıl dağıtmasın. Eşler arasındaki güven ve samimiyet çok önemli. Çünkü güvenin olmadığı yerde sağlıklı ilişki söz konusu olamaz. Birbirlerinden devamlı şüphe duyan, birbirlerine itimat etmeyen eşler arasında muhabbette olmaz, sevgide saygıda. Davranışlar taklidi, samimiyetten uzak olduğundan da huzur ve sükûnette devamlılık sağlayamazsınız.     Resulüler(s.a.v.)  her konuda olduğu gibi aile  konusunda da bizler için en büyük örnektir. Yüce Resul kadına değer vermiş her hususta onların yardımına koşmuş, bizlere emanet olan kadınlar hususunda bizleri de uyarmıştır:

“ Ey insanlar kadınların haklarına riayet edin,  onlara şefkat ve sevgi ile muamele ediniz. Onlar hakkında Allahtan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah emaneti olarak aldınız. Onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz”(sahi-i Buhari)

    Kadın iffet ve hayâ elbisesini asla çıkarmamalı. Kadın özeldir, güzelliği erkeğine aittir. Başkalarına ifşa edilen güzellik, başkalarıyla paylaşılan özel durum ailenin temelini dinamikleyken bir davranıştır. Kadın boyasıyla cilasıyla bir vitrin mankeni gibi huzuru yakalayamaz. Kadının güzelliği asıl güzelliği iffeti ve ahlakıdır, örtülerinin altında gizledikleri edep ve namuslarıdır. Ağır başlılık en büyük süstür. Kadındaki zarafet, nezafet, izzet, namus ve haysiyetine verdiği değer kadardır.” Saliha kadın kocası yüzüne baktığı zaman,  kocasının meşru isteklerini yerine getirir ve onun olmadığı yerde hem malını  hem de namusunu muhafaza eder.”( İbni Mace, Nikah) kadın erkeğinin her an yanında ve yardımında olmalı, onu teskin etmeli. Kadın yokluk zamanında sabrı, varlık zamanında şükrü telkin ettiği zaman o ailede her sıkıntı aşılır. Hatta her sıkıntı eşlerin daha da birbirlerine kenetlenmelerine vesile olur.

    Kadının Allaha ibadetten sonra en büyük vazifesi, kocasına meşru hususlarda itaat etmek, ailesinin huzurunu temin etmek,  emanetine sahip çıkmak tır.  Peygamberimiz(s.av.) buyuruyor ki:

 “Kocası kendisinden razı olarak vefat eden kadın cennete girer”( Tirmizi)

    Ailenin inşasında kadının rolü büyüktür   “ evi dişi kuş yapar” denmiştir.  Bunların başında çocukların yetiştirilmesi gelir.

 

      Ailenizi Ateşten Koruyun!

    “Ey inananlar, kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun”(Tarim,6) buyuran Allah, bu uyarıyla aile sorumluluğunun ne kadar önem arz ettiğini vurguluyor. Bu ayeti indiğinde Hz. Ömer’in bunun nasıl olacağını sorması üzerine, Resulüllah(s.a.v.):

   “Allah’ın emrettiği şeyleri onlara emreder yasakladıklarını yasaklarsınız bu tutum onları koruma olur.” buyurmuştur.

  Dinini diyanetini öğrenen, baba, ata sevgisiyle yetişen bir evlat elbette ki baba ve anaya itaat etmenin Allah’a kulluktan sonra gelen en büyük emri ilahi olduğunu bilecek, küçükken kendisine nasıl merhamet ve fedakârlık ettiyseler Allah’ında onlara merhamet etmesini isteyecek. Onlara öf bile demenin suç olduğunu bilen evlat onlara karşı hata ve kusur işleyebilir mi?

    Bütün bu saydıklarımız nedeniyle İnsan aile kurarken sadece kendisinden değil aynı zamanda aile efradından da sorumlu olduğunun unutmamalı.  Yaptığı hataların sonucu bütün herkesi etkileyeceğinden daha dikkatli ve mesuliyet bilinci içerisinde hareket etmeli.    

  Evet, insan evladını bile bile ateşe atmaz. Yemez yedirir, içmez içirir. Canını dahi ortaya koyar bir baba ve anne evladı için. Ancak İslam üzere kurulmayan ve devam etmeyen birliktelikler, üzerine titrediğimiz evlatlarımızın, sevdiklerimizin hem bu dünyada nice huzursuzluklara hem de ebedi âlemde cehennemde yanmasına sebep olacaktır.

  Çocuklar sadece geleceğin büyükleri değil, geleceğin anne ve babalarıdır aynı zamanda. Onları yetiştirirken ne kadar önemli bir iş yaptığımızı bilmeliyiz.  Aksi takdirde iyi bir anne ve baba olmayanların evlatları da, torunlar da iyi birer baba olamazlar. Yani bu sürüp gider. Sorumlusu da daha işin başında ipin ucunu kaçıran anne babalara aittir.  Evlatlarımıza olan duygularımız onların gelecekleri adına bir yıkım olmamalı, karınlarını doyururken ruhlarını ihmal ettiğiniz zaman, huzur için hiçbir şey yapmış sayılmazsınız. Edep ve ahlak bir babanın evladına bırakacağı en büyük mirastır.  Çocuk, maddeleşen şu dünyanın karanlığından ancak mananın ve ahlakın aydınlığıyla yol bula bilir. Ayağına bir diken battığında onun acısını yüreğinde hisseden bir anne, evladı namaz kılmadığı zaman da aynı acıyı hissetmiyorsa, geleceği adına bin bir türlü fedakârlık yaptığı halde ebedi âlem için yerinden dahi kımıldama gereği duymuyorsa, bakıp suladığı bu tohumdan cennet meyvesi değil cehennem zakkumu elde eder.  Burnu yerde sürünecek işler yapan evlatların baba ve annelerinin de iki yakası bir araya gelmez. Ne bu dünyada nede ahirette iyilik ve huzura kavuşabilirler.

  Son sözümüz rabbimizin öğrettiği şu dualar olsun: 

  “ Rabbimiz!  Bizlere dünyada iyilik ver ahirette de bizi cehennem azabından koru.”Bbakara,2)

“ Rabbimiz bize eşlerimiz ve çocuklarımızdan gözümüzü aydın edecek nesiller ver ve bizleri takva yolunda gidenlerin rehberi yap.”( Furkan 74)