Sabrı Kuşanmak

e-Posta Yazdır PDF

İnsanoğlunun hayatı her zaman güllük gülistanlık olmaz. Bazen varlıkla bazen de yoklukla deneniriz. Eşle, dostla, evlatla imtihan edilirken sağlık sıhhatle de imtihana tabi tutulduğumuz zamanlar olur. İnsan hayatı mevsimler gibidir bir hali bir haline uymaz; hem kışı, karı boranı olur hem baharı gülü, gülistanı   olur. Yazı, güzü, gel-gitleri, heyelanı depremi eksik olmaz. Ümitsizliğe düştüğümüz, bütün kapıların kapandığı bir durumda hesap edemediğimiz yerden yardım elinin uzandığına şahit olduğumuz da olmuştur. Bazen de “tamam” dediğimiz bir zamanda aslında bir arpa boyu yol almadığımızı anlarız. Kısacası, kendimize sormamız gereken: Sevinmemize vesile olan şeylere mi bel bağlamalı, üzüntümüzün sebepleri altında mı eriyip tükenmeliyiz? Asıl olan ne varlığın sevinci ne yokluğun üzüntüsüdür. Asıl olan imtihanı kazanıp hakkın rızasına ermektir. 

“İnsanlar imtihandan geçirilmeden, sadece iman ettik demeleriyle bırakılı verileceklerini mi sanıyor.”(Ankebut,2) ayeti biz müminler için uyarıdır.

Geçmiş ümmetlerin bizim gibi bazen nimetlerle bazen musibetlerle imtihan edildiğini başka bir ayetinde bizlere haber veren Yüce Allah, kendisine kayıtsız ve şartsız itaat etmemizi emretmiştir, taki kurtuluşa erenlerden olabilelim.

 Biz, dünyaya ait hesaplarımızı yapıp dururken Allah’ın bizim için hesap yaptığını unutuveririz. Allah’ın hakkımızda kalem-kalem, nakış-nakış çizdiği, rahmet ya da gazap görüntüsünde bizim irademize bıraktığı şeylerin arkasında, aslında imtihan vardır. Hayat sadece dünyevi maişetimiz için değil, Allah’ın yolunda gitmek, başımıza gelenlere sabretmek, verdiği nimetlere şükrümüzü göstermek için bir imtihandır. Yüce Allah bir ayetinde şöyle buyuruyor: “O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” (Mülk,2) 

Başka bir ayeti kerimesinde çeşitli imtihanların olacağını bildirirken başarıyla, anlımızın akıyla bu imtihanlardan geçmenin yolunu da gösteriyor: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ürünlerden biraz azaltmak ile deneriz, (Ey peygamberim) sabredenleri müjdele.” (Bakara,155)

 Bir kutsi hadiste de Peygamberimiz buyuruyor ki:

 “Kullarımdan birine, bedenine , evladına veya malına bir musibet gönderdiğim de o da sabrı cemil ile karşılarsa kıyamet günü ona hesap sormağa haya ederim.”(Hakim)

Suratlarınızı Asmayın!

 İstediğimiz olmadı diye elinden oyuncağı alınan bir çocuk gibi suratlarımızı asmaya, yüzümüzü buruşturmaya, kalbimizi daraltmaya, başkalarına Rabbi şikayet etmeye ne hacet teslimiyetin rahatlığı varken. Evet, “Bunun zamanı mı her şey yoluna girmişken?” diyerek “zamanı” mı, bilinmez, yoksa ters giden işimizi gücümüzü mü sorgularız teslimiyetsiz bir ruh haleti içinde. Göye bak anlamsız ve uygunsuzluk göremezsin. Bir daha, bir daha bak gözler yorgun bitkin halde geri döner. Kış soğuk, ateş yakıcı olduğu için ceza değildir insanlara. yağan yağmur, esen rüzgarında hikmeti var. Yerde sürünen akrep ısırırsa da “gayesi ısırmak mı” diye sorgular mısın? O da bu düzenin bir parçası. Yılanı yılan eden, aslanı sırtlanı dengenin bir parçası haline getiren Allah, insanın sevdiğini, nefsinin hoşuna gideni değil hayrına olanı var etmiş. Hiçbir şey eksik değil, insan için taktir edilende mi eksiklik arıyor da sabretmiyoruz. Eksiklik baktığımız şeyler de değil, bakışlardadır. Eksikliğimiz hayrı, şer şeri hayır görüştedir. “Olur ki bir şey hoşunuza gitmez, fakat o sizin için hayırlıdır. Bir şeyi de seversiniz fakat o, sizin için şerdir. Allah bilir, siz bilemezsiniz.”(Bakara, 216) buyurmuyor mu Allah.

 Dünya hali hep sıkıntı ve dertlerle doludur. Her nimette külfet, her külfette nimetler ve hikmetler saklıdır. Abdul kadir Geylani Hz. derki: “Dünyanın hepsi afet ve musibettir, bunun dışında müstesna olan varsa bu da nadirattandır. Hiçbir nimet yoktur ki yanı başında bir hikmet bulunmasın. Hiçbir ferahlık yoktur ki beraberinde sıkıntı olmasın hiçbir genişlik yoktur ki onunla birlikte bir darlık bulunmasın.” Biz meselelerin hep görünür tarafına bakıp değerlendirdiğimizde yanılıyor, hayal kırıklığına uğruyoruz. 

 İnsan cüz-i iradesini külli iradenin emrine verdiğinde sabır denen hasleti yakalamış olur. Sızlanmalar ve yakınmalar Allah’ın taktirinin önüne geçemez. Allah bir insan hakkında ne dilemişse onu kimse engelleyemez. Kime de nimet ihsan etmişse onu da kimse elinden alamaz. “Deki, bize Allah’ın yazdığından başka başımıza musibet gelmez. O , dostumuzdur. Müminler Allah’a tevekkül etsinler.” (Tevbe,51)

 İnsanların sınırsız ihtiyaçları söz konusu. Ölümden öteleri gözeten ve arzulayan ruhi ve kalbi bir yapıya sahibiz. Bize merhametli ve çok şefkatli Rabbimize güvenmeli ve ona dayanmalıyız. Buda nefsimizin isteklerine sabretmekle, bir anlık zevk ve lezzetlere rağmen direnmekle mümkündür. Allah, ancak bundan razı olur. Allah Taala kutsi hadiste “Ey adem oğlu, benim verdiğim belalara sabreden benden razı olmuştur.” buyuruyor. Kurtuluş buradadır. Allah bir kulunu sevdi mi onu razı olacağı şeylerle istihdam eder, ona sabredeceği şeyleri ihsan eder. 

 Yüce Allah buyuruyor ki:

 “Allah, onlardan razı, onlarda Allahtan razı. İşte bu en büyük kurtuluş ve saadettir.” (Maide,119) “Onlar ki sabretmiş, yalnız rablerine güvenmişlerdir.”(Nahl.42 ) buyuruyor.

 Evet, Allah’ın bir insandan razı olması insanın Allah’ın takdirinden razı olmasına bağlıdır. Bu rıza makamı sabrın meyvesidir. Yani her şeyi gönülden kabul etmek, her emre ve yasağa razı olmak, bela ve musibete sabırla göğüs gererken kalpte bir itminan ve huzur hissetmek. İman kalple ilgili olduğu gibi sabırda kalp işidir; müspet eylem ve tavır gerektirir. 

 “Sizi mutlaka imtihana tabi tutacağız, ta ki içinizden cihada çıkanları (dini ve dünyası için çalışanları) ve (zorluklara) sabredenleri, bilelim (yaptıklarınızla ilgili) haberlerinizi (imanınızı) deneyelim.”(Muhammet,31) buyuran rabbimiz bizleri uyarıyor. İmanda ispatın, amelde samimiyetin, işte güçte başarının sırrı sabırla mümkündür.

Hidayete ermek sabrı gerektirir. Sahip olduğumuz imanı muhafaza etmekte sabırla mümkündür. İmanı, salih amel işlemekle muhafaza edebiliriz, salih amelde sabırla yerine getirilir. Bir insan her başına gelene sabretmediği, Allah’ın emirlerine devam edip yasaklarından sakınmadığı, nefsinin istek ve arzularını dizginleyemediği müddetçe kamil bir imanın sahibi olamaz. Sabrı karekterimiz haline getirmeliyiz. Gelgitler yaşanmamalı, zikzaklar çizilmemeli. Bir gün öyle bir gün böyle değil, her gün istikamet üzere bir hayat sürmeli.

 İmam gazali sabrı, “Şeytani ve rahmani duyguların karşılaşması anında rahmani duyguların galip gelmesi; şehvete zorlayan kuvvet karşısında, dinin gereklerini yerine getirmekte gösterilen sebat ve nefsin arzularını ve tembelliği terk ederek dinin gereklerini yerine getirmektir” diye tarif etmiştir.

 Ragıp el-isfahani ise sabrı, “aklın ve şeriatın gerektirdiği şeylere karşı nefsi tutmaktır” diye tarif eder:

 Ebu Musa el-Ceriri şöyle demiştir:

 “Sabır, nimet ve sıkıntı hallerini birbirinden ayırt etmeksizin, her iki halde de kalp sükuneti içerisinde olmaktır. Zorlamayla olan sabır ise, sıkıntının ağırlığını hissederek bela anında feryat etmekten geri durmaktır.” 

Peygamberimiz buyuruyor ki:

 “Kimde üç şey varsa, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir: kazaya rıza, belaya sabır, rahatlıkta duadır” (Deylemi)

 Sabır müminin dayanağı ve tutanağıdır. Müminin silahı ve çıkış yoludur. Sabır ipini kuşanmadan teslimiyet zırhını giymeden hedefe ulaşmak mümkün değildir. Sabır imanın bir gereği, İslam’ın bir emridir. Onun için iman nedir? diye sorulduğunda Allah Resulü; “sabırlı ve hoşgörülü olmaktır” cevabını vermiştir. Abdullah b. Mesut, sabrı imanın yarısı, diye tarif ederken Hz Ali onu, vücuttaki başa, benzetmiştir. Öyle ya! Başsız vücudun hayatiyetini devam ettirmesi mümkün değildir. Kolsuz olurda, ayaksız idare edilirde başsız asla! Çünkü her başarının arkasında sabır vardır. Bu isterse dünyevi şeyler için olsun isterse ahiretle ilgili olsun böyledir. Sabır ışığı ve gücü kendinden olan bir güneş gibidir, ziyası hiçbir şeyi gölede bırakmaz. İbadetin başı namaz olduğu gibi ahlakın başı da sabırdır. Sabır başı acı ama sonu selamettir. Bütün davranışların tutucu dizginleyici, elidir. Sabır kontrol mekanizmasıdır. Sabır, başına gelen bela ve musibetler nedeniyle başkalarına Allah’ı şikayet etmemektir. Her şey Allah’ın mülküyken kimi, kime şikayet edebiliriz. Onun için sabırsızlık hadsizlik ve edepsizliktir, Rabbe karşı isyan etmek ve onunla cedelleşmektir.(Allah muhafaza). Mütevekkillere sabır ağır gelmez. Mütevekkil her işini Allah’a bırakmış sabrı rıza makamında yaşayan insandır. “Kahrında hoş lütfunda, bana seni gerek seni” sözü aşk ve derin bir muhabbetin neticesinde Allah’ın hoşnutluğunu arzulamanın bir ifadesidir. Şöyle denilmiştir: Allah için sabretmek meşakkatlidir, Allah ile sabretmek bekadır. Allah yolunda sabır imtihandır. Allah ile birlikte olmaya sabır vefadır. Allahtan gayrı kalmaya sabır ise cefadır. Sabır cennetin hazinelerinden bir hazine, Allah’ın kulunu sevmesine, onunla olmasına vesile olan bir haslettir. Seven sevdiğinin her şeyine razı olur Allah’ın sevgisini kalbine yerleştirmiş bir insan her nimeti şükür, her sıkıntıyı kurtuluş vesilesi bilir. 

 Anlatılana göre; Şibli hapse atılmış sevenleri ziyaretine gitmiş. Onlara niye beni ziyarete geldiniz dediğinde. Biz seni çok seviyoruz onun için görmek istedik demişler. Şibli taşları eline alıp ziyaretine gelenleri taşlamış, kaçıştıklarını gördüğünde : “Yalancılar beni gerçekten sevseydiniz musibetime katlanırdınız” demiş. Biz yalancılardan olmamalı. Ondan gelene, ona olan sevgi ve muhabbetimizle karşılık vermeli. bu sayede mükafatlara ve lütuflara mazhar olabiliriz. 

 Sabır, ibadetin başı, en hayırlı vasıtadır. Sabır insana özgü bir davranış peygamberi bir ahlaktır. İlmin başı, kazancın şartı, temiz ve günahsız kalmanın yolu, teslimiyetin ana damarı tevekkülün harcı, bela ve musibetin ilacı, sabırdır. Onun için sabır her amelden hayırlıdır. Resulüllah “Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı, daha çok nimet verilmemiştir.”(Buhari) buyuruyor. 

“Sabır Allahtan, acelecilik şeytandandır.” Öfkenin kontrolü sabırla sağlanır. öfke aklı perdeler düşünme melekesini yok eder. Kin nefret kalpten sabırla Allah’ın hatırı için sökülüp atılır. Affetmek büyük bir erdemliliktir oda sabırla mümkündür. Sabırsız insanın ani hareketlerle nice dönülmez yollara, telafisi mümkün olmayan nice yıkımlara ve felaketlere sebebiyet verir.

 Sabır Ve Şükür Birlikteliği 

 Peygamberimiz (s.a.v.) insanı cenneti alaya uçuran iki kanadı yani sabrın ve şükrün imanın gereği olduğunu anlatmıştır. Buyurmuştur ki: “imanın bir yarısı şükür, diğer yarsısı sabırdır.”

 Sebepleri farklı olmasına rağmen ikisi de kazandırır. Şükrün devamı da sabırla mümkündür. Şükürsüz bir sabır olmayacağı gibi sabırsız şükürde kıymet ifade etmez. Ancak bazen bela ve musibetin ağırlığı insanı zorladığında zayıf ve dirençsiz bir karşılık nedeniyle isyanlar baş gösterir. Bazen de şükrü gerektirecek rahatlık insanı, nefsine uydurup gaflete dalmasına, vahamete kapılmasına sebep olabilir. Her halü karda gaye, rıza-i ilahi olmalı, yoksa şükür anlamsız bir teşekkür şekline bürünür, sabırda zoraki katlanmak mecburiyetinde olunan, netice vermeyen bir kabullenme olur.

 Her hali hayır olan Müslümanın durumunu yüce Resul birazda tebessüm ederek                şöyle anlatır:

 “Müslümanın durumu ne kadar şaşırtıcıdır? Zira her işi onun için hayırdır. Bu durum sadece mümine mahsustur. Ona memnun olacağı bir şey isabet eder şükreder , bu hayırdır. Hoşlanmayacağı bir zarar gelse, sabreder bu da onun için hayırdır.” (Müslim, Züht,6)

 Sabır Ve Namaz

“Ey iman edenler sabır ve namazla Allahtan yardım dileyin. Muhakkak Allah sabredenlerle beraberdir” (Bakara,153)

 Allahtan yardım görmenin iki önemli unsurunu zikretmektedir bu ayeti kerime. Biri sabır, öteki ise namaz. Namaz ibadetlerin en önemlisidir. Zira zorluğa katlanabilmenin, nimetlere şükretmenin günahlardan kendimizi korumanın en önemli yolu namazdır. Peygamberimiz zorlu ve sıkıntılı zamanlarda namazla teselli bulmuş, sahabede onu takip etmiştir. Ancak her ibadette olduğu gibi namazda da gerçek manada kazanç elde edebilmemiz onu sabırla eda etmemizle mümkündür. Acelecilik, yalancılığın göstergesidir. Huşu ve huzur içerisinde kılınan bir namaz sabırla mümkündür. Namazı hakkıyla eda edenlerde Allaha karşı kopmaz bir bağlılık ve teslimiyet olur. Buda Ondan gelene sabretmeye vesile olur. “Gerçekten insanoğlu sabırsız yaratılmıştır. Ona bir kötülük dokunduğunda sızlanır. Ona bir iyilik gelince de kimseye vermez. Ancak namazlarını daima kılanlar başka” (Mücadele,10-23) 

 Her namazda sabır gereklidir Her sabırda namaz gerekli değildir. Buda gösteriyor ki sabır, bütün hayatımıza şamil bir haslettir. Sabırla abdestini alan, kalbi ve bedeniyle huzurda olduğunu hisseden, okudukları üzerinde tefekkür eden bir insan; niyetinde halis olmayı sabırla başarmış, sonra bu huzur ve sükun halini koruyan, buna her vakit devam edip namaz dışında da o namaza uygun bir yaşam sürerek, “namaz insanı fuhşiyattan ve münkerattan alıkoyar.” ayeti kerimesinin işaret buyurduklarına dahil olmuştur. 

Müminin Hali

Resülü Ekrem(s.a.v.), mümin ve kafirin bela musibetler karşısın da durumunu şöyle anlatır:

Müminin hali, ekin sapının hali gibidir ki, onu rüzgar kah böyle sağa, kah böyle sola meylettirir. Rüzgar durduğu vakit, onunda sağa sola meyletmesi durur. Kafirin ise hali dimdik duran katı çam ağacının hali gibidir. Ta ki Allah onu yılıp helak eder. (Sahih-i buhari)

 Evet, mümin kırılmaz, Allahtan gelene darılmaz, güzel güzel karşılar rabbinden geleni. Müminin ağırlığı vardır, bu ağırlık ve farklılığı rabbine olan imanı ve güvenidir. İnsan olması nedeniyle üzülmesi bir bela karşısında gözyaşı dökmesi o şeye itiraz etmesinden değildir, beşer olmasındandır. Kalbi vardır hüzünlenir, gözü vardır yaşarır ancak bu şeyler müminin ne imanına ne samimiyetine zarar verir. Duruşunda bozulma, kalbinde burukluk olmaz. Aksine bela ve musibet müminin daha da olgunlaşmasına, pişmesine vesile olur. Sabredenin Günahları affedilir, cennetle mükâfatlandırılır. Kâfir ise, kırılır burkulur, karamsarlığa kapılır, kendisini yalnız ve yardımsız hisseder. Bu nedenle isyanlara dalar, bunalımlara girer, davranışları bozulur. İsyanlarına isyan, küfrüne küfür eklenir. Allah mümini mükâfatlandırmak için sabır verirken kafire ceza çektirmek için verir. 

 Sabır İlk Tosladığı Anda Olmalı

 Sabrı gerektirecek bir bela ve musibetle karşılaştığımız ilk zamanda ki durumumuz çok önemli. Allahtan geleni rıza haliyle bekleyen, ondan gelen her şeyi hayrına olduğunu düşünen bir insan asla sarsılmaz. Hali hazırdaki durumu lehine ve kazancına çevirmenin telaşı ve kaygısıyla hareket eder. Bunu başarmanın yegane silahı şüphesiz sabırdır. Bela ve musibetin ilk tosladığı anda imtihan başarıyla geçirilirse zaten sonucu hayırla neticelenir. İnsan zamanla her şeye alışır. Nice sıkıntılar vardır ki “zaman her şeyin ilacı” diye ilgili insan teselli edilir. Ancak alışılmış bir musibet, sabır neticesinde göğüs gerilen bir sıkıntı olmadığından mükâfatı da olmaz. Her şey Rabbin rızası için olursa, ona güvenin bir neticesinde zuhur ederse kıymet arz eder. Zoraki, zaten katlanılmaktan başka çare yok anlayışıyla sabretmek, istenilen sabır değildir. 

 Enes b. Malik den rivayet edildiğine göre , Nebi(s.a.v.), çocuğunun mezarı başında bağıra çağıra ağlayan bir kadının yanından geçti, ona:

 “Allahtan kork ve sabret” buyurdu. Kadın şöyle dedi:

 “Çek git başımdan, benim başıma gelen felaket senin başına gelmemiştir”

 Kadın Hz. Peygamberi tanıyamamıştı (belki tanısaydı, böyle davranmayacaktı) kendisine onun peygamber olduğunu söylediklerinde bunu duyar duymaz Resulüllah(s.a.v.)’ın yanına koştu. Özür beyan etmek üzere ona şöyle dedi:

 “Sizi tanıyamadım” peygamber ona cevaben dedi ki:

 “Sabır dediğin, felaketle karşılaştığın ilk anda dayanmaktır” (Ebu Davut, Cenaiz, 23)

 Sabrın Mükâfatı 

İbadetlerin mükafatı fedakarlık oranındadır. Bir çok haslet vardır ki elde etmek diğerlerine göre çok zordur. Sabır işte bunlardandır. Meşakkati ,zahmeti, mücadelesi zor ancak neticesi iyi, mükâfatı fazladır. İnsanlardan gelen bela ve musibet karşısında sabretmenin zorluğunu düşünün! Hele hele cezalandırma gücü eline geçtiğinde sabredip onu serbest bırakmak her yiğidin harcı değildir. infak ederken, zekat verirken tedirgin olmadan, gönül hoşluğuyla vermek güzel olduğu kadar zordur. İbadette yılgınlık göstermemek, son nefese kadar devam etmek, ihlaslı olmak, riyaya bulaşmamak başkalarının iltifatından rahatsız olmak zordur. Düşmanla mücadelede başarı elde etmek kolay değildir. Bu ve bunun gibi birçok tehlike ancak sabrın gücüyle aşılır. Sabır imtihanında Allahtan yardım istemeli onun yardımı olmadan sıkıntılı ve zorlu bu yolu geçmek mümkün değildir. Peygamberimiz buyuruyor ki: “Kim sabır isterse Allah ona sabır ihsan eder”(Buhari, Rikak,20) Allah’ın sabır ihsan ettiklerinin mükafatı hesapsız verilir.(bkz. Zümer,10) 

 Peygamberimizde(s.a.v.): “Mükafatın büyüklüğü, belanın şiddetine göredir…” (Tirmizi, Züht,57) buyuruyor.

 İbadetlerle ulaşılamayan, derecelere sabırla ulaşılır. Sabır, nice derecelere ve makamlara ulaştıran en etkili yoldur. Yeter ki sabrı gerektirecek şeyler üzerinde düşünelim verilmek istenen dersten kendimize pay çıkaralım. Sabırla yüzleşen insan, gaflete kolay kolay dalmaz. Bizzat o şeye muhatap olduğundan hakikatlere ulaşması, oradan da Allaha yaklaşması daha kolay olur. Atalarımız “bir musibet bin nasihatten daha hayırlıdır” derken bunu anlatmak istemişlerdir. 

 Peygamber Efendimiz(s.a.v.) buyuruyorlar ki:

“Kul Allah’ın kendisi için taktir ettiği dereceye ameli ile ulaşamazsa Allah, onun canına, malına veya çocuğuna bir musibet verir oda bunlara sabrederse, böylece Allah’ın kendisi için takdir ettiği dereceye ulaşır”(Ahmet B. Hambel, c.5,s, 242)

 Günahlara keffaret olan, huzuru mahşerde imrenilecek makamlara insanları ulaştıran sabır insanı eğitir, pişirir olgunlaştırır. Demirin tavında olduğu zamanlarda nasıl ki şekil verilebilirse, sabır ateşinde pişmeyen, belli bir kıvama gelmeyene de salih, muhlis şekli verilmez. Peygamberimizin buyurduğu gibi: “Şüphe edilen altını ateşte muayene ettikleri gibi Allah Taala insanları dertle imtihan eder. Bazısı bela ateşinden halis olarak çıkar bazısı da bozuk olarak çıkar”… samimi mümini ayıklamak için bela ve musibetin çemberinden geçmeden olmaz. Yani sabır yanmak ve pişmek kadar zor olduğundan altın kadar değerli ve kıymetlidir. 

Sabır Ne Değildir

Sabır tedbirden, tedaviden uzaklaşmak, musibetler ve belalardan kendimizi korumamak, miskinlik ve tembellik göstermek asla değildir. İnsan elinden gelen gayreti göstermeli, neticesinde Allaha güvenmeli ve dayanmalıdır. Sabır eylemsizlik, pasif duruma düşmek, tepkisiz kalmak her şeyi kabul etmek değil, aksine dik durma çabasıdır. Müminin görevi büyük, sorumluluğu ağırdır. Öyleyse sabır, Dünyanın süsü, nefislerin ayartması batıl yolda olanların çokluğuna rağmen, hayır olanı yerine getirmek, bu uğurda canla başla mücadele etmektir. Diri olmalı, iri olmalı ve irademizin hakkını vermeliyiz. Her yönden düşmanlardan daha donanımlı olurken, onlardan gelen tehlikeler ve zararlar karşısında ümitsizliğe düşmeden kendimizi muhafaza edebilecek ferasete de sahip olmalıyız. Sabır düşmanla yarış halidir, adaletten hakkaniyetten asla taviz vermeden zafere ulaşma yoludur. Hiçbir şey yapmamak sabır değil zoraki tahammül göstermektir. Bir insan zalimin karşısında hakkı haykırmaz, onun zulmüne eliyle, diliyle hiç olmasa gönlüyle buğz ederek o şeye taraf olmadığını göstermese bu sorumluluk gerektirir. Sabırla zilleti, gafleti ve tembelliği bir birine karıştırmamak gerekir. Zulme rıza zülümdür şerre rıza şerdir. İyiliği emretmek kötülükten sakındırmak her müminin kurtuluş ve saadet vesilesidir. 

 Yüce Allah buyuruyor ki:

 “Ey müminle! (ibadetin meşakketlerine ve musibetlere) sabredin. (harp sıkıntılarına tahammül göstererek Allah düşmanlarına) galip gelip (kafirlerle) Cihada hazır ve uyanık olun, cihada devam edin ve onda sebat edin. Allaha karşı gelmekten sakının ki böylece kurtuluşa (ve başarıya)eresiniz” (Ali İmran 146) 

 Şu Ayeti kerimeyle bitirelim yazımızı:

 “Ey Rabbimiz, dar zamanda, bize sabır ihsan et ve yürekten sana bağlanan kimseler olarak canımızı al”(Araf,126)

 Selam ve dua ile…Yazı